Deniz Yıldırım

Heyecanı kalmamış yönetim

17 Mart 2021 Çarşamba

AKP, Türkiye’nin birikmiş ve derinleşen sorunlarına çözüm vaadiyle iktidara geldi. İç ve dış koşulların uyuşması, partinin devlet ve sivil toplum içindeki mevzilerini adım adım genişletecek hamlelerde bulunabilmesi, sürekli tazelenen ittifaklar siyasetinin etkisi ve zayıf, heyecansız, umut vermeyen muhalefet partileri sayesinde gücünü yıllar içinde pekiştirdi.

Kuşkusuz bunu yaparken en büyük avantajı, “yenilikçi” olduğu iddiasıydı. Kurucuları, Milli Görüş hareketinden koparken “gelenekselci” kanada karşı “yenilikçi” kanat olarak anıldılar. Ardından da AKP kuruldu ve iktidara geldi. Yeni parti, krizden canı yanmış emekçi halkı ve demokratik bir düzen uman farklı kesimleri AB uyum süreci, reformlar, demokratikleşme makyajı ile yanına çekmeye çalıştı.

Bu noktada da kendilerinin “yeni”yi, karşıdaki partilerin ise “statüko”yu, “eski düzen”i, hatta “eski Türkiye”yi temsil ettiğini iddia ettiler. İyi taktikti. Yine de bu taktik, sadece söyleme dayanamazdı. Arka arkaya “reform” paketleri açıklamak, geçmişle bağı koparmayı “yeni” diye sunmak adına, heyecan dalgası yaratabilecek konuşmalar yapıp kendi gündemini kurabilen “sürprizler” ilan etmek gerekiyordu. Öyle de oldu. Medyada görece çeşitliliğin olduğu bir dönemde AKP kendi hegemonyasını, gündemini bugünkü güdümlü medya düzenine göre çok daha fazla kurabiliyordu.

Elbette bu “yeni”yi temsil etme iddiası, arka arkaya gelen “reform” paketleri, iktidarın Saray merkezli inşa etmeyi planladığı düzene geçişin altyapısı olarak işlev gördü.

İşler ne zaman değişti? İktidar, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra ilk kez gücü kaybetme korkusuna kapıldı. Bu saatten sonra siyaset, genişletici bir strateji yerine, var olan düzeni kalıcılaştırma üzerine yapılandırıldı. Bu yapılanma önce OHAL yönetimini, ardından da Saray merkezli yeni anayasal düzeni ve bugün hepimizi iyiden iyiye yoksullaştıran tuhaf hükümet sistemini getirdi. Yani statüko oluşturuldu. Fakat bir yandan da destekçi kesimlerde kafa karışıklıkları belirmeye başladı, halkın işsizlik ve yoksullaşma tablosuyla iktidarın ve çevresindekilerin yaşam tarzları, harcamaları arasındaki makasın açıldığı artık saklanamaz duruma geldi.

‘YENİ STATÜKO’

Bu noktada elde kalan tek seçenek, karşıtları terörle, vatan hainliğiyle itham edip, tabanı da din ve milliyetçilik ekseninde sıkılaştırmak ve itirazları bastırmak için de iyice otoriterleşmekti. İttifaklar da buna uygun olarak güncellendi. Dolayısıyla sağ siyasetin Soğuk Savaş’tan bu yana en geleneksel yöntemi olan kamplaştırma stratejisi, “liberalizm” sosunun uçurumdan fırlatılmasıyla birlikte, gerçek ideolojik malzemesini buldu. Takke düştü ama yemi yutan yutmuştu; şimdi en muhalif olanlar, en haklı geçinenler yine onlar. Her zaman öndeler, yer tutma konusunda çok başarılılar.

Sonuç mu? Halkın sorunları derinleşirken çözüm bulamayan ve bu sorunları daha da derinleştiren iktidar, en sonunda “yeni” diye diye Cumhuriyet ve hatta meşrutiyet öncesi bir düzen önermekten, daha geriye düşmekten öte bir çözümünün olmadığını da göstermiş oldu. Böylece diyebiliriz ki AKP, çözülmekte olan bir imparatorluğu baskıyla ayakta tutmaya dayanan sınırlı bir 19. yüzyıl deneyimini, yani gerçekten eskiyi temsil ediyor.

Şimdi merak edenleriniz olabilir; bunları niye özetledim? Şunun için: İktidar bu aralar sürekli yeni paketler, reformlar, sürprizler açıklıyor. Fakat eski etki, heyecan, gündem yok.

Gerçekten de artık asıl yenilik iktidarın çözüm, reform vs. paketleri açıklamasında değil, bu açıklamaların heyecan yaratmamasında, kanalları ve gazeteleriyle tekelleşmiş bir medya düzenine rağmen, kendi gündemini kuramamasında, derinliğini yitirmiş bir propaganda aygıtı aracılığıyla gündem kurmaya çalışırken, etrafındaki halkayı da adım adım daraltmasında yatıyor. Zira artık her “yenilik” ya da “reform” açıklaması, 18 yıldan fazla süredir iktidarda olanların kendi yarattıkları olumsuzlukları itiraf etmesinden öte bir anlam taşımıyor. Demek ki işleri kötüye götürenlerin, sorunları yaratanların o sorunları çözebileceği masalı artık tutmuyor. Hava böyle ve önemli.

Hal böyle olunca da inşa edilen yeni statükoyu koruma telaşıyla bir gün öyle bir gün böyle, savrulan açıklamalar sıklaşıyor; yine günübirlik dış politika manevralarıyla sıkışmışlık aşılabilir düşüncesi egemenliğini ilan ediyor. Özetle bütün öncelik iktidara tutunmak şu anda. Bu ortamda da aynı gün içinde önce kapalı salonlar tıka basa doldurulup tabana/teşkilatlara “çözülme yok” mesajı verilirken sonra da halka “kurallara dikkat edin, mesafeye uyun” uyarıları arka arkaya gelebiliyor. Bu zıtlıkta halkın sağlığı mı, yoksa hâlâ heyecan ve coşku yaratılabildiğini kanıtlama çabası mı belirleyici? Yanıtı da size kalıyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Küçük Kara Balık 17 Nisan 2021
‘Çocuk Edebiyatı’ 10 Nisan 2021
Demokrasi 7 Nisan 2021
Esaretten kaçış 3 Nisan 2021