Deniz Yıldırım

‘Üç Tarz-ı Belediyecilik’

20 Kasım 2019 Çarşamba

Yerel seçimin ardından muhalefet büyük avantaj yakaladı. Kriz vardı, kutuplaşma vardı, kurumlara güven düşmekteydi. Belediyelerde gösterilecek performans, ülke yönetimine dair “model” haline getirilebilecekti. “Biz yönetiriz” mesajı verilebilecekti.

Bu açıdan İstanbul, Ankara ve İzmir ayrıca önemliydi. İlk iki şehir, 25 yıl sonra muhalefete geçmişti. İzmir ise bir model arayışını temsil etmekteydi. Ayrıca bu üç şehir, Türkiye nüfusunun neredeyse üçte birini barındırmaktaydı.

Ankara’da Mansur Yavaş’ın ve İzmir’de Tunç Soyer’in göreve başlamasının üstünden 7 ay geçti. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu da 4 ayı aşkın zamandır görevde. Bir değerlendirme yapalım. Özellikle de “genişleme stratejileri” bakımından. Nedir genişleme stratejisi? Halihazırda desteği alınan kesimlerin ötesine ulaşmak, destekçi kesimleri çoğaltmak için yapılanlar, siyaset tarzı ve yol haritası.

Ankara’ya bakalım. Mansur Yavaş’ın genişleme stratejisi iki ayaklı. Birincisi, toplumda özellikle yolsuzluk, kamu kaynaklarının haksız yere kullanımı ve kayırmacılık konusunda bir rahatsızlık var. Bu rahatsızlık genelde kriz dönemlerinde daha fazla belirginleşiyor. Çünkü kaynakların nasıl ve kimler için kullanılacağı sorusu, krizde, ekmek küçülürken daha fazla göze batıyor. Bu tabloyu doğru okuyan Mansur Yavaş’ın genişleme stratejisi, yönetimde şeffaflık, yolsuzlukların önlenmesi ve dürüstlük vurgusu üzerine kurulu. Bunu, özellikle gençler, emekliler ve kır, kent yoksulları için telafi edici sosyal desteklerle besleyerek kaynak akışının tersine çevrildiği mesajını da veriyor. İkinci ayağı ise genel siyasete dair tutumu. Ülke genelindeki siyasal tartışmalara fazla dahil olmuyor, görev yerinden çok sık ayrılmıyor ve yalnızca belediyecilikle ilgili konularla gündem oluyor. Bu da bir siyaset tarzı, etkili de. Milliyetçi siyasetlerin hegemonyası artarken, bu mesajı sosyallikle birleştiren Mansur Yavaş’ın adını daha fazla duyacağımız kesin gibi.

İstanbul’a gelelim. Ekrem İmamoğlu, 31 Mart’ta kazandığı seçimin elinden alınmasına karşı etkili bir duruş geliştirdi. 31 Mart’a kadar kucaklaşma söylemini, 23 Haziran’a kadar da “hakkını yedirmeyen lider” profilini iyice pekiştirdi ve fark 800 bini aştı.

Ancak sadece “kucaklaşma” söylemine dayalı genişleme stratejisi artık yetmiyor. İstanbul, krizi derinden yaşıyor. Kent yoksulları hayat pahalılığıyla baş etmekte zorlanıyor. İstanbul’da iki aile, geçim sorunları nedeniyle intihara sürüklendi geçen haftalarda. İmamoğlu’nun çarşı, pazar, mahalle mahalle daha fazla hayatın içinde olması; sosyal sorunlar karşısında acil çözümler üretmeye başlaması ve bunları görünür hale getirmesi gerekiyor. Çok hızlı yükselişin önüne getirdiği daha büyük siyasal fırsatların rüzgârına hemen kapılmadan, yurtdışı seyahatleri de azaltarak şehre odaklanması, daha sosyal içerikli genişletici bir strateji bulması zorunlu. Kaldı ki İstanbul, seçmen koalisyonunun çok zor sağlandığı kırılgan kentlerden birisi, bunu korumak kolay değil. Örneğin muhafazakâr seçmene dönük sosyal mesajın geriletilmesi ve yerine kültürel mesajın öne çıkarılması muhafazakâr destekçilerin ya da kayyım uygulamalarına yeterince itiraz edilmemesi de, metropollerde İmamoğlu’na destek veren Kürt seçmenlerin geri çekilmesine yol açabilir. Özetle Ekrem Bey, yeni bir genişletici strateji bulmazsa cepten yemeye başlayacak. Umarım farkındadır.

Ve İzmir. Tunç Soyer, Seferihisar’da başlattığı ses getiren modeli İzmir ölçeğine taşımaya çalışıyor. Genişleme stratejisini de buradan kuruyor. Genişleme, geleneksel destekçi tabanın dışındaki sosyal kesimlere ulaşmakla olur. CHP’nin İzmir’de geride kaldığı, AKP’nin gücünü belirli ölçüde koruduğu iki kesim var: İlki kır yoksulları, ikincisi de kent yoksulları. Soyer özellikle kırsal kalkınmayı öne çıkaran, tarımsal üreticiyle kentli tüketiciyi ortaklaştırmayı hedefleyen kooperatifleşme modelini sürdürüp geliştiriyor. Krizde bu oldukça önemli. Hem kırsalda üretimi teşvik ediyor hem de aracıları kaldırarak geçim krizine kentli tüketiciler lehine müdahalede bulunuyor.

Halk, lüks makam seven yöneticilere de tepkili. Tunç Bey “Seyyar Makam” uygulamasıyla bir minibüse atlayıp ilçe ilçe geziyor, halka dokunuyor. Genişleme stratejisi açısından bu da etkili bir yol. Bunlar daha da yaygınlaştırılmalı. Diğer yandan, ithal tohuma karşı yerli tohum vurgusunu öne çıkarması, küresel gıda tekellerine karşı toprağımızı, tohumumuzu, gıdamızı, cüzdanımızı ve sağlığımızı koruma hedefini özellikle vurgulaması, kent ölçeği dışında da bir genişleme stratejisi potansiyeli barındırıyor. Tam da iktidarın ve ortaklarının millilik” kozunu ele alıp güvenlik alanına sıkıştırdığı ortamda, millilik olgusunu halkın ihtiyaçları ekseninde ekonomiyle de ilişkilendiriyor.Model başarı kazandıkça ülke geneline bu mesajı daha fazla taşıması gerek.

Not: Başlık, halkçı düşünürümüz Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı Siyaset’ine göndermedir. Anısına saygıyla.


Yazarın Son Yazıları

‘Beyin göçü’ 25 Kasım 2020
Yeniden yol ayrımı 21 Kasım 2020
Aşı herkesin hakkıdır 18 Kasım 2020
Trump’sız Trumpizm 7 Kasım 2020
Ekmek, çay, çanta 31 Ekim 2020
Geçinemeyenler 28 Ekim 2020
Kar ve Kars 10 Ekim 2020