Deniz Yıldırım

Yanlışta ısrar

29 Şubat 2020 Cumartesi

Canlarımızı yitirdik yine. Göstere göstere geldi bu kırılma anı. Geçen cumartesi yazdım; “Mehmetçik jeopolitik kavgaların ortasında bırakılmasın, yanlış siyasetlerin bedelini ödemesin, savaştan önce siyaset seçeneği güçlendirilsin” diye. Haklı çıkmaktansa yanılmayı tercih ettiğimiz anlar çoğalıyor. Üzgünüm, yitirdiğimiz genç askerlerimizin ailelerine ve milletimize sabır diliyorum.

“Şu suçlu, bu suçlu” tartışmasına girmeyeceğim. Sorun kişiler değil, siyasal tercihler. Bizi buraya yanlış Ortadoğu siyaseti getirdi. Dış politika araçlarının etkisizleştirilmesi, jeopolitik kutuplar arasında denge tutturmak yerine birinden diğerine bağlanmaya, savrulmaya iten tercihlerin “milli çıkar” gibi sunulması; birinden diğerine geçerken uyaran herkesin “vatan haini” muamelesi görmesi getirdi. Bir coğrafya kendiliğinden bataklık olmaz; bataklığı yaratan hem Suriye’yi bu hale sokan emperyal güçler, hem de bu boşluktan kendine pay çıkararak bizi bu karmaşanın içine atan iktidarın dış ve iç politika yanlışlarıdır.

Siyasetin yanlışlarını, stratejik yanlışlar tamamlıyor. Strateji, askeri bir olgu. Hedeflerin ve araçların doğru saptanmasını, uyumlu kılınmasını; önce karşı cephenin arkasındaki ittifakların zayıflatılmasını, kendi tarafındaki ittifakların ise sağlamlaştırılmasını gerektirir. Tarihimizde Büyük Taarruz’un zamanlaması, bunun en başarılı örneklerindendir. Öyleyse strateji, savaşan tarafı, başlangıçta elde tuttuğu pozisyondan daha ileri kazanımlara taşıyacak bir hesap bilimidir. İyi satranç bilmeyi gerektirir, zar atmayı değil.

Askerimizi koruyacak hava desteği olmadan, Rusya’nın Suriye ordusuna sağladığı hava desteği de açıkken Mehmetçiğin hangi akla hizmet böyle sıkışık bir coğrafyada savunmasız bırakıldığı konusu hakkıyla tartışılmadan, yeni kayıplarımızın ve acılarımızın önüne geçilemez. Çaresi, her konuda konuşan yöneticilerimizin bu konuda susması ya da açık bilgi kanallarını, sosyal medyayı sessizleştirmesi değildir. Konuşmak gerekir.

Stratejinin en önemli unsuru, daima alternatif plan geliştirmek ve mutlaka bir barış, yani savaşmama seçeneğini de bir sonraki adım olarak görünür kılmaktır. Sonsuz savaş yoktur. Alternatifi çok olanın stratejisi de güçlüdür. Stratejisi güçlü olanın dünya siyasetindeki ağırlığı da artmaktadır. Bunlar var mıdır? Varsa kamuoyuna neden anlatılmamaktadır?

Peki, ne yapmalıyız? Hamaset yapmayı bırakarak başlayabiliriz. Mehmetçiğin burnunu dahi kanatmadan bu bataklıktan nasıl çıkarız, herkes bunları konuşmalı ve çare aramalıdır. Çareyi tek kişiye dayalı sistemle aramanın ülkeye ne kadar fayda getirdiği, son birkaç yıllık pratikle ortadadır. Öyleyse gerçekten “milli birlik” sağlanmalıdır; ancak “milli birlik” nerede, hangi siyaset ve programda sağlanacak; asıl bunlar konuşulmalıdır. Başarılı örneği, modeli uzaklarda aramaya gerek yok. Kurtuluş Savaşımızın ve ardından genç Cumhuriyetin dış politika stratejisi sınanmıştır ve başarılıdır. “Yurtta barış, dünyada barış” basitçe bir slogan değil, zorunluluktur. Dış politikamızı ve savunma stratejimizi bu programa göre yenileme zamanı gelmedi mi?

İşte o reçete

Maceracı olma; zorunlu olmadıkça ve vatan savunmasıyla bağlı kalmadıkça savaştan kaçın. Sorunları önce savaş dışı yollarla çözmeye çalış.

Vatan savaşı kaçınılmazsa, önce iç cepheyi güçlendir. Milleti kutuplaştırma, ayrıştırma, birleştir. Meclisi sağlamlaştır, farklı görüşleri bağımsızlık mücadelesi etrafında toplayarak savaşı yönet.

Karşıt cepheyi yalnızlaştır, düşmanı eksiltmeden nihai taarruza, askeri araçlara yönelme. Diplomasinin araçlarından, karşı cephenin iç çelişkilerinden yararlan. 

İttifaklar siyasetini sağlama al. Aynı anda hem Batı’yı hem de Rusya’yı karşına alma; dengele ama birine doğrudan bağımlı da olma. Emperyalizme karşı bağımsızlık çizgisini askeri olarak olduğu kadar, ekonomik açıdan da güçlendir.

Bölge ülkeleriyle barış, ortaklıklar kur. Emperyal devletlerin aracılığına yaslanma. Komşularla savaşma, sınır güvenliğinin ötesinde heveslere kapılma. Bağımsızlığı zora sokma.

Çok mu zor? Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bugün birlik günü; doğrudur. Birlik, tek bir Mehmetçiğin daha burnunu kanatmadan bu bataklıktan bizi kurtaracak program etrafında sağlanmalıdır. Yoksa, işlerin yolunda olduğunu sandıklarında kendi gibi düşünmeyen herkesi karşıya koyanların, işler kötüye giderken akıllarına “milli birlik” geldi diye onların yanlış siyaset ve stratejilerinin arkasında dizilmemiz çare değildir. İktidar “milli birlik”ten eleştirilmemeyi anlıyor. Oysa asıl milli birlik, konuşarak sağlanır. Tekrar başımız sağ olsun.


Yazarın Son Yazıları

Ada 30 Mayıs 2020
Sosyal üzerine 27 Mayıs 2020
Gemi 16 Mayıs 2020
Maskematik 9 Mayıs 2020
Planlama gerek 6 Mayıs 2020
Virüsten sonra emek 2 Mayıs 2020
Feda edilebilenler 29 Nisan 2020
Virüsün sınıfı 25 Nisan 2020
Semptom 22 Nisan 2020
Kerala modeli 18 Nisan 2020
İstifa 15 Nisan 2020