Darbe lafı AKP’ye yarar!

31 Mart 2016 Perşembe

Geleneksel olarak, “siyasal darbe” kavramı “askeri darbe” olarak bilinir ve öyle kullanılır.
Askeri darbelerin, demokrasiyi ve insan haklarını zedelediği yaygın ve yanlış olmayan bir kanıdır.
Zaten demokrasiyi savunanlar bu nedenle askeri darbelere karşı çıkarlar.

***

Peki, darbeyi seçilmişler yaparsa ne olur?
Seçilmişler, “Ben seçildim, ne yaparsam yapayım, seçilmiş olduğum için her yaptığım meşrudur” diyerek temel hak ve özgürlükleri, demokrasinin kurum ve kurallarını ihlal ederlerse...
Örneğin, seçimleri baskı altına alır, muhalefet hakkını, ifade ve basın özgürlüğünü sınırlar ve kısıtlarlarsa ne olur?

***

Ne yazık ki AKP’nin son eylem ve söylemleri, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi ve sonrasındaki seçimler ve basın/ifade özgürlüğü konusunda uygulanan hapis cezaları, iktidarın demokrasiden saptığını göstermektedir.
Zaten kendileri de, “Parlamenter Rejimin bekleme odasına alındığını” bizzat ifade etmişlerdir.
Bu durumda, bazı yabancı yorumcuların askeri darbe olasılıklarını dillendirdikleri görülmektedir.
AKP’nin “Hem mağdur, hem mağrur” tutum ve davranışını sürdürmek için bu askeri darbe dedikodularını ve tartışmalarını körüklediği kanısındayım.
Bir savaş sonrası ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti’nde askerler, Atatürk Devrimleri, Çok Partili Düzen, 1924 ve 1961 anayasaları ile demokrasiyi kurmuşlardır.
Fakat sağcı politikacılar, dış güçlerle birlikte demokrasiyi yozlaştırmış ve toplumdaki çağdaş sınıflaşmanın tamamlanmamış olmasından yararlanarak, yine askerlerin 1971 ve 1980 müdahaleleriyle sağ otoriterleşmeyi kurumlaştırmışlardır.
Benim askeri darbelere karşı olmamın temelinde, bu ordu-ABD-sağ politikacı ittifakı ile demokrasinin ve temel hak ve özgürlüklerin tahrip edilmesi süreci yatar.

***

Ne yazık ki, Türkiye’de aslında ilk darbe seçilmişler tarafından yapılmıştır:
1960 yılında Menderes’in Demokrat Parti iktidarı, muhalefeti susturmak için, Meclis içinde 15 milletvekilinden oluşan bir Tahkikat Komisyonu kurmuştur.
Hem askeri hem sivil yargı, hem savcı, hem yargıç yetkileri ile donatılan bu komisyonun kararlarına temyiz yolu da kapatılmıştır.
Ama bu sivil darbeye karşı yapılan 27 Mayıs askeri müdahalesi, 1961 Anayasası’nın getirdiği bütün demokratik kurum ve kurallara karşın, Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamlarıyla, sonuçları günümüzdeki politikayı bile etkileyen bir kan davasına yol açmış ve ülkemizdeki demokrasinin gelişmesini zehirlemiştir!
Bu nedenle bir an önce bu askeri darbe telkinlerinin ve tartışmalarının gündemden kaldırılması, AKP’ye yeniden “mağduru” oynayarak, yargı yolu ile toplumu “mağrur” bir biçimde baskı altına alma fırsatı verilmemesi gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki, Türkiye’de rejimin koruyucusu artık ordu değil, evrensel hukuk ve Anayasa Mahkemesi’dir:
Can Dündar davasındaki AYM kararı bunun en güzel örneğidir!  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Olmayan darbeye ceza 1 Ağustos 2021
Azgelişmişlik tuzağı 27 Temmuz 2021