Enver Aysever

Halit’ten sorulan siyasal İslam hesabı!

21 Kasım 2018 Çarşamba

Balat’ta tarihi şekerci dükkânında rastladım Halit’e. İlkokula gidiyor, Suriye’den göç etmiş bir ailenin çocuğu. Aydınlık, güler yüzlü Halit. Önlüğünün cebine koyduğu beziyle masaları temizliyor, servis yapıyor konuklara, çalışan bir çocuk. Söyleşiyoruz. Beş kardeş olduklarını öğreniyorum, babası ÖSO üyesiymiş çevreden söylüyorlar. Fotoğraf çektirdik, ertesi gün sosyal medyada paylaştım, kıyamet bundan sonra koptu.
Sosyal medya ilişkileri demokratikleştirip, eşit mi kılıyor, yoksa ölçüsüzlüğü mü egemen hale getiriyor, tartışmaya muhtaç. Takipçilerim ekseriyetle aydınlanmacı, sosyalist, Cumhuriyetçi kimseler. Yurtsever, insan sevgisi ile dolu olduklarına da kuşkum yok. Ancak söz konusu Suriyeliler olunca ürkütücü söylem çıktı karşıma. Biliyorum ki hedeflerinde Halit ve benzerleri yoktu, lakin öfkeleri yanlış yöne doğru yöneldiği için bu yazıyı kaleme almak zorunda kaldım. Irkçılık öyle salgın hastalık ki, farkında olmadan kapılır insan. O halde izi sürelim.

***

AKP küresel güçlerin, başta ABD olmak üzere Ortadoğu projesi olan “Ilımlı İslam”ın sandıktan çıkıp, iktidara gelen ilk siyasi partisidir. Amaç Suriye, İran (Alevi/Şii) hattına karşı çizgi oluşturmaktır. İki kutuplu dünya çökünce yeni dengeler oluştu. Güçlü Rusya, Çin cephesi oluşmasın diye mikro mezhepçi, dinci, milliyetçi söylem azgın hale geldi. Müslüman Kardeşler anlayışı Türkiye’den sonra Mısır’da iktidar oldu. Orada sert darbeyle devrildi gerçi. Bizde de 15 Temmuz kalkışması bu bağlamda okunmaya muhtaç, kim kimdir karışmış vaziyette.
RTE siyasi deha olarak yanına aldığı Davutoğlu ile birlikte Şam’da namaz kılma düşünü bu süreçte kurdu. Irak’ın ardından sıra Suriye’ye gelecek, sonunda İran’la tamamlanacaktı bölme parçalama eylemleri. Fırsatçı siyasi eğilimleri kenara koyuyorum. İşte Halit’in babası bu süreçte yapay biçimde oluşturulan ÖSO (Özgür Suriye Ordusu adlı cihatçı örgüt) üyesi. Yani küresel olarak kurgulanan, içinde yazık ki Türkiye’nin de bulunduğu koalisyonun savaşçısı!

***

Suriye bu savaşı yalnız veriyor olsaydı, büyük olasılıkla kaybedecekti. IŞİD’in komşumuz olduğu günleri anımsayın, askerlerimizi canlı canlı yakarak katleden vahşilerden söz ediyorum. Ülkemizde sayılarının kaç olduğu belirsiz. Kurulacak olan yeni Suriye devletinin iletişim adresi Antakya olarak yayımlanmıştı internette. Diyeceğim işin bunca içindeydi Türkiye. Sonra Davutoğlu süreci bitti. Rusya, İran desteğiyle büyük oranda topraklarında egemenliği yeniden sağladı Suriye!
Bu süreçte benzerine az rastlanır acılar yaşandı. Ezidi kadınlara tecavüz vahşetini gördük, göçmen teknelerinin battığını/batırıldığını izledik, kamplarda yaşanan insanlık dramlarına tanıklık ettik. Türkiye en büyük göç alan ülke oldu. Toprak bütünlüğü bozulan Suriye’den farklı gerekçelerle kaçan insanlar ülkemize sığınmacı olarak geldi. Elbette çaresizlikten yurdunu terk edenler olduğu gibi, başka hesapları tutmayınca aramıza karışanlar da oldu. Yakın zamanda nüfusumuzun yüzde beşi Suriyelilerden oluşacak. Hakikat bu.

***

Halit, Suriye’ye hiç gitmemiş, Arapça da bilmiyor. Ailesi güç şartlarda yaşıyor, baba nerde belli değil, küçük yaşında sorumluluk almak zorunda kalan bir çocuk Halit. Yukarıda anlattığım süreci bilmesi olası değil Halit’in, olanlarda zerre kadar payı yok! Halit’in, aynı durumda olan diğer çocukların gelecekleri var mı peki? Eğer doğru dürüst eğitim almazlarsa, toplumla uyum çalışmaları yapılıp, sağlıklı birey olarak yetişmezlerse ülkeyi felaket bekliyor. Büyük ve ciddi sorunla karşı karşıyayız.
Halit paylaşımını yaptığım gün, bir video dolaşıma girdi. Yoksul baba, anaokuluna giden evladı için ödemesi gereken 90 lirayı bulamadığını bu yüzden çocuğunun kapını önüne konduğunu belgesiyle yayımlamıştı sosyal medyada. Yürekler dağlandı. Eğitim parasız olacaktı hani? Herkese eşit, ulaşılabilir biçimde sunulacaktı hani? Böyle olmadığını görüyordu insanlarımız, öfkeleniyordu. İşte bana yorum yazan büyük kesim buna vurgu yaparak, “bizim çocuklarımız bu haldeyken bir de Suriyelileri mi besleyeceğiz, okutacağız” diye sordu. Geldik en zor dönemece...

***

Babası yoksul, işsiz olduğu için kapı önüne konan bir çocuk. Yurdundan edilmiş, aç ve çaresiz olan Halit de çocuk! İkisinin yazgısı memleketimizde kesişmiş. Küresel kapışma, saldırgan kapitalizm bu çocukların hayatını tehdit ediyor. Eğitim, sağlık, beslenme türü temel haklardan yararlanamaz halde bu çocuklar. Birinin pasaportunda Türk vatandaşı yazıyor, diğerinin nüfus cüzdanı var mı, o bile belli değil! Biz, sıradan iyi insanlar, bu çocuklardan birini seçmek zorunda değiliz! Bu maç değil, bu çocuklar suçlu değil! Neyin, kimin tarafını tutuyoruz?
Demem o ki; insanımız öfkelenmekte, isyan etmekte haklı elbette. Lakin bunun muhatabı Halitler, çocuklar olamaz. Çocuğun dini, dili, ırkı, milliyeti olmaz! Bu durumun sorumlularına söyleyecek sözü, cesareti olmayanlar sussun. Hakikati görün ve öyle ses verin. Farkında olmadan ırkçı dil kullanırsanız, bu savaşları çıkaranlarla aynı yana düşersiniz!  


Yazarın Son Yazıları

Tuz koktuktan sonra! 31 Aralık 2020
Değişim hamaseti! 24 Aralık 2020
Kullar ve yurttaşlar! 21 Aralık 2020
Modern gericilik! 14 Aralık 2020
Paranın dini imanı 3 Aralık 2020
Cin, cemaat, cehalet! 26 Kasım 2020