Azim ve inat...

14 Haziran 2021 Pazartesi

Azim, aklın yolunda yürüyen iradedir.

İnat, hırsın emrine girmiş irade.

Aklıyla hırsını denetleyen kişi iradesini başarıya taşır.

Hırsını denetleyemeyen inatçı ise verdiği zararı bile göremez.

Bu farkı göremeyenler çok yanılır.

Kimi zaman azmi inat sanırlar, kimi zaman da inadı azim sayarlar.

Bu yanılgı ne çok zarara yol açmıştır.

ATATÜRK VE ENVER PAŞA

Mustafa Kemal Paşa, tarihte azmin eşsiz örneğidir.

Her adımını “akılla ve bilimle” atan bu örnek kurmay subay, askerlik hayatında da sivil önderliğinde de bir “azim örneği” olmuştur.

Onun da elbette hırsı vardır; “önce vatanı kurtarmak, sonra da kurtardığı vatanı uygar ülkeler düzeyine çıkarmak” onun şaşmaz hedefidir.

Atatürk, işte bu hırsını, aklının ve öğrendiği bilgilerin yolunda hedefine ulaşmanın enerjisi yapmıştır.

Komutan olarak düşmanı yenerken, sonra da ülkesini uygarlığın devrimleriyle buluştururken hep “aklını ve bilgilerini” kullanmıştır.

Hiçbir zaman hırsını rehber yapmamış, onu bir enerji kaynağı olmanın ötesine taşımamıştır.

Bütün başarılarının sırrı bu tutumunda yatar.

Enver Paşa da başarılı bir kurmay subaydır. Çok disiplinli, aşırı özdenetimli, fanatik yapısıyla hedeflerinde inatçı bir komutan olmuştur.

Verdiği kararlarda bu “inatçı fanatik yapının” bütün süreçleri görünür.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na girişindeki gözü karalık, komuta ettiği ordunun Sarıkamış’ta verdiği büyük kayıplar onun “denetleyemediği hırsının sonucu olan fanatik inatçı tutumunun” acı sonuçlarıdır.

Atatürk’ün başarısı “akıl ve bilginin yolunu izleyen azmin” eseridir.

Enver Paşa’nın yenilgisi, “denetlenemeyen hırsının yolunda giden inadın” sonucudur.

Atatürk’ün okuduğu kitapların çoğunun tarihle ilgili olması boşuna değildir.

Kendi kendine öğrendiği Fransızcası ile okuduğu kitaplarda aradığı şey, “neler olduğu” değil, “olanların neden öyle olduğu, eğer farklı nedenler olsaydı nasıl farklı sonuçlar olacağı”dır.

Bu yöntem, günümüzde “eleştirel düşünce” olarak eğitimin özü olması gerektiğini vurguladığımız düşünme yöntemidir.

Büyük önder eşsiz sezgisi ile, hep bu yöntemi izlemiş, savaşı kazanırken de devrimlerini yaparken de hep “öncesini ve sonrasını” değerlendirmiştir.

Enver Paşa’nın yaşamını, yaptıklarını, hayallerini incelerken karşımıza hep onun “fanatik inatçı” yapısının çıktığını görüyoruz.

İşte bu yapı, onu gerçekleri görmekten uzak tutuyor, hayallerinin peşinde koşturuyor, verdiği kararları “fanatik bir inatla” uygularken de sonuçta hüsrana uğruyor.

YA BUGÜNÜMÜZ?

Bugün yaşadıklarımız ayrıca incelenmeye değer.

Son 20 yıla liderlik eden Recep Tayyip Erdoğan, özellikleri olan bir politikacı.

Öncelikle kabul etmek gerekir ki liderlik özellikleri var.

Hitap ettiği kitleye ulaşmayı biliyor, onların beklentilerine uygun tezler ortaya atıyor, bunları kendi kararları olarak ifade ettiği zaman da onlardan destek bekliyor.

Beklediği desteği de birçok kez aldığı görülüyor.

Bu yirmi yılın sonunda ülkenin birçok alanda, özellikle ekonomide, gelir dağılımında, işsizlik, pahalılık gibi sorunların yaşandığı dönemde bile partisinin yüzde 35’lerde oy beklemesinin, kendisinin de bu dolayda destek bulmasının nedeni “kitlesinin rızasını elinde tutması” olduğunu görmek gerekir.

Elbette, bu sonuçlarda “dinin siyasette kullanılması, biat-itaat kültürünün kitleye aşılanması” olgusu kesinlikle rol oynamaktadır.

Ama ne ölçüde “düşünme blokajı” koyarsanız koyun, sonuçta insanlar yaşadıkları sıkıntıları görmezden gelemezler.

Erdoğan’ın liderliği başlangıçtaki “azim” çizgisini yavaş yavaş “inat çizgisi”ne taşırken kazançları da kayba dönmeye başlamış ama bu dönüşüm gözden kaçırılmıştır.

Dikkat çekici olan, AKP kurucularından çoğunun bugün lider Erdoğan’ın yanında olmadığıdır.

Bugün yanında olanların bir bölümü (Devlet Bahçeli, Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş gibi) daha önce sert muhalifler iken, ikbalin ortağı olarak Erdoğan’ın yanında ter almışlardır. 

Elbette bugün iktidar ikbalinden yarar sağlayanların hiçbir konuda sesleri çıkmayacaktır.

Ama yirmi yılın liderliğini yapan Recep Tayyip Erdoğan, bugün uyguladığı “İhvancı İslamcı siyasetin” inatçı hükümdarı rolünde yalnız yürümektedir.

“İnadına” sözcüğü ile vurguladığı Kanal İstanbul projesi, “çatlasalar da patlasalar da yapacağız” gibi meydan okumaları,  “bunlar daha iyi günleriniz, bakın neler olacak” gibi tehditleri artık “akıl ve bilim” yolunun terk edildiğine işaret sayılmalıdır.

Son yirmi yılın lideri bu yolda kendisi de kaybetmekte, ülkeye de kayıplar verdirmektedir.

Azmin yerini inadın almasının sonuçlarıdır bunlar.

Umarım sonumuz, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonu gibi olmaz...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Askıda anayasa... 29 Kasım 2021
Çatışma ve uzlaşma... 22 Kasım 2021
Zulmün Tarihi... 15 Kasım 2021
Atatürk fenomeni... 1 Kasım 2021