Fazıl Say...

13 Ağustos 2012 Pazartesi
\n

\n

Piyanist. Besteci. Dünya Yurttaşı.

\n

Jürgen Otten yazmış. Çeviri İlknur Akanın. Kırmızı Yayınları. 2. baskı.

\n

Fazıl Say. Dünya çapında bir besteci. Deha düzeyinde piyanist.

\n

Piyanonun başında ayrı bir dünyaya geçiyor.

\n

Müzik onun gerçek yaşamı. Müzik onun gerçek dünyası.

\n

Fazıl Sayı dinlerken bunu hissediyorsunuz.

\n

Sizi kattığı dünyada dinleyen değil, yaşayansınız.

\n

Provalarını izlerken de bu duyguyu yaşatıyor size. Onu konserlerinde de izledim, provalarında da; oturup konuştuk da.

\n

Sahici bir insandır Fazıl Say.

\n

Hayatını sahtelik üzerine kurmuş bir toplumda rahatsız olmasına neden şaşmalı?

\n

Hepimizin rahatsızlığını dile getiriyor Fazıl Say.

\n

Dikey sözcüklerle yapıyor bunu.

\n

Bizim toplumumuz yatay sözcüklere alışkındır.

\n

Yatay, gizlenmiş, sahte bir uyuma bürünmüş sözcüklere alışkındır.

\n

Pusu sözcükleridir bunlar.

\n

Sonra, başka bir zamanda arkandan vuracaklardır.

\n

Fazılda yok bunlar.

\n

Fazıl düello sözcükleri kullanıyor.

\n

Dikey. Batıcı. Rahatsız edici.

\n

Pusucular rahatsız oluyor.

\n

Ama Fazıl çekip gitmiyor.

\n

Çekip gitmeyecek de. Öyle geliyor bana.

\n

Vuruşuyor. Vuruşacak.

\n

Piyanoyla neler yapıyorsa hayatla da onu yapıyor. İçinden geleni. Doğru bulduğunu. Yapmak istediğini.

\n

Kaçmadan, dolaylamadan, eğip bükmeden.

\n

Sertlik mi bu?

\n

Değil. Sertlik değil. Dürüstlük.

\n

Fazıl Say dünyanın en kırılganlarından birisidir.

\n

Aşırı duyarlı. Çok sezgili. En küçük kıpırtıyı fark ediveren.

\n

Bestelerini dinleyin. Ama gerçekten dinleyin.

\n

Fazılı kulaklarınızla dinlemeyin.

\n

Ormanın serin kuytuluklarında dinleyin.

\n

Denizlerin en sessiz karanlıklarında dinleyin.

\n

İnsanın el değmemiş dehlizlerinde dinleyin.

\n

O zaman anlayacaksınız.

\n

O zaman müziğin büyüsü sizi saracak.

\n

Ve o zaman siz başka birisi olacaksınız.

\n

Müziğin ne olduğunu o zaman yaşayacaksınız.

\n

Beethoveni.

\n

Bachı.

\n

Brahmsı.

\n

Mozartı.

\n

Dede Efendiyi.

\n

İlahileri.

\n

Kilise korosunu.

\n

Madrigalleri.

\n

O zaman.

\n

Ancak o zaman.

\n

***

\n

Süleymaniye Camiine bakıyorum.

\n

İnsan kendinden geçiyor.

\n

Ne muhteşem bir yapı. Ne ilahi bir ihtişam.

\n

Büyük Süleyman döneminin kültürünü anlatıyor.

\n

Büyüklük. Sağlamlık. Tutarlık.

\n

Ayasofyayı kalabalıktan sıyırıp seyrediyorum.

\n

Bin yılların inancını anlatıyor.

\n

Floransa Katedrali.

\n

Döneminin ilkleri.

\n

Kubbesi. Sahını. Kuleleri.

\n

İnsan ne mucizeler yaratıyor.

\n

Tarihin içinde yaşıyorum.

\n

Coğrafyanın enginliklerinde dolaşıyorum.

\n

Dağlarda doğanın canlılarıyla barışık.

\n

Denizlerde.

\n

Coşkulu şelalelerde. Yüzlerce metreden dimdik düşen sularda.

\n

Niyagaranın evcilleştirilmesi gülünç oluyor.

\n

O, gökten akan bir deniz.

\n

Yanı başında ürperdiğimi hatırlıyorum.

\n

Katılıp gidiverme isteğini nasıl yarattığını.

\n

Müzik mi yaratıyor bütün bunları?

\n

Bu yazı nasıl başlamıştı?

\n

Fazıl Say mıydı yazının başlığı?

\n

***

\n

Evet, Fazıl Saydı yazının başlığı.

\n

Evet, müzikti konumuz.

\n

Yeryüzüne dönmeyelim bir süre.

\n

Bir süre müzikte yaşayalım.

\n

Bir süre müzikle yaşayalım.

\n

Bir süre olsun...

\n\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları