Lady Gaga ve Gençlerimiz…

22 Eylül 2014 Pazartesi

Prof Dr. Nazife Güngör’ün “Lady Gaga Sahnede, Mutsuz Gençlik Sahada” başlıklı önemli bir yazısı yayımlandı (17 Eylül 2014 - Cumhuriyet) Sayın Prof. Güngör bu yazısında, büyük bir gençlik kitlesinin popüler kültürün büyüsüne kapılarak bir sahne ikonunun, Lady Gaga’nın önünde bağırarak, ağlayarak, yerlere yatarak kendilerini var etmeye çalıştıklarını çok çarpıcı biçimde analiz ediyordu.
Günümüz gençliğini nesnel (objektif) olarak görebilmemiz elbette kolay değildir. Çünkü, hepimiz olaylara da, kitle hareketlerine de kendi yaşam değerlerimiz ve yaşama yüklediğimiz anlamlarla bakıyoruz. Bu nedenle de, nesnel olmaktan çok “yargısal bakışla” olumlu ya da olumsuz bakıyoruz. Elbette gençlerimiz Lady Gaga’yı karşılayanlardan ibaret değil. Bu gençler de bir süre sonra bu olayı gülerek karşılayacakları anılarından biri sayabilirler. Ama konu şu açıdan önemlidir: Günümüz genci kendi var oluşunu nerede görmektedir?
Her insanın yaşama katılımı “kendi var oluşunu gerçekleştirmek için” gösterdiği çabalardan oluşur. Bu konuda toplumsal güdüler ne yönde etkiler yapmaktadır? İşte burada “popüler kültür” büyük oranda dijital araçları (TV’ler, bilgisayarlar, tabletler, cep telefonları vb.) yoluyla, internet üzerinden şu mesajı yaymaktadır: Olabildiğince görün, on-line iletişim kur, ne yolla olursa olsun çok para kazan, bir biçimde ünlü ol. Bu yolla “var olmak”, kişinin kendi benliğini yok ederek imaj kültürünün kurbanı olarak yaşamaktır. Beş yaşındaki çocuğun elinde tabletle oynaması onu böyle bir geleceğe hazırlayacaktır. Bir giyim firmasının küçük çocukları “tarzı olan çocuklar” adı altında moda dünyasının sevimli üyeleri yapmaya çalışması böyle bir sonuca atılan adımlardır.
Toplumsal güdülerin bir bölümü, klasik aile kültürümüzün mesajını çocuğa iletir: Bu mesaj, “Okuluna git, eğitimini bitir, iyi bir mesleğin olsun, doğru bir eş seç, mutlu bir ailen, mutlu çocukların olsun” der. Bu mesajda standart bir orta sınıf çerçevesi vardır. Önerdiği var oluş, aile odaklı ve aile sınırlı bir çerçevedir. Eksik yanları, kişisel yaratıcılığa yer vermemesi ve sosyal sorumluluğu aileyle sınırlandırmasıdır. Oysa, günümüzün “var oluşu” bu iki eksiği de çok önemser. Hem kişisel yaratıcılık çok önemlidir hem de sosyal sorumluluk dünya ölçeğinde ve gelecek ölçeğinde genişlemiştir.
Bir başka toplumsal güdü “inanç” odaklı bir var oluşa yönelmiştir. Bu güdüye göre, gerçek var oluş inançla olanaklıdır. Temel inanç sistemine tam itaat, bu inancı temsil eden yetkelere biat (kayıtsız şartsız teslim olma), bu inanç çerçevesinde oluşan cemaate katılarak var olma. Bu toplumsal güdü, cemaat içinde olana korunma vaat ederek ona güvence vermektedir. Kendi dışına ise “öteki” olarak bakması kaçınılmazdır. Bireyin ileride karşılaşacağı sorunlar ise, özgür düşüncesinden, özgür iradesinden vazgeçmenin yaratacağı sorunlardır. Bu çerçevede kişi kendi var oluşundan vazgeçer, büyük kitlenin içinde kendini var etmeye çalışır.
Ülkemiz bu karmaşık eksenler içinde gençlerini yetiştirmeye çalışıyor. Siyasal iktidar, Sünni inanç eksenini çocukların ve gençlerin yetişmesinde temel olarak görüyor ve bunu zorluyor. Okulların imam hatip okulları olmasını dayatması bu amaçladır. Ancak Sünni İslam dışında kalan din grupları, Aleviler, Hıristiyan ve Museviler bu sisteme karşı çıkmaktadır. Daha da önemlisi, ülkenin laik kesimi -ki sayıları ve güçleri sanıldığından fazladır- bu sisteme bütünüyle karşıdır. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasıyla ilgili AİHM kararı bu açıdan önemlidir.
Peki, nasıl bir gençlik dünyanın geleceğinde etkili olacak ve kendini nasıl var edecektir? Devam edeceğiz.  


Yazarın Son Yazıları

Mafya... 23 Kasım 2020
Ertesi gün sendromu... 16 Kasım 2020
Kölelik kalktı mı? 9 Kasım 2020
İllüzyon... 19 Ekim 2020
Atatürk fenomeni... 21 Eylül 2020
30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020