Zekâ mı? Kurnazlık mı?..

05 Temmuz 2021 Pazartesi

Son zamanlarda ortaya dökülenler insana bu soruyu sorduruyor: Zekâ mı? Kurnazlık mı?

Farkı ne mi? Farkı çok, farkı önemli, farkı yaşamsal.

Zekâ; aklın işlevidir. Akıl uzun vadeli çalışır. Öncesini, sonrasını düşünür, plan yapar, önlem alır.

Kurnazlık; kendine dönük bencil çıkarların peşindedir. Sinsilik asıl özelliğidir. Kısa vadeli düşünür, vur-kaç yöntemiyle çalışır.

Şimdi, ortaya dökülenler, Sezgin Baran Korkmaz maceraları, Paramount Oteli’nde dönen dolaplar, Venezüella gidiş-gelişleri, buhar olan milyar dolarlar hep “kurnaz tayfasının işleri” olarak görünüyor.

Savcılar mafya reislerini arayacak yerde, mafya reisleri savcıları göreve çağırıyor.

Bu iyice çarpıklaşan ilişkiler ağı, nasıl çözülecek, nerede bitecek, sorun da burada, çözüm de burada.

ASLAN AKILLIDIR, TİLKİ KURNAZ

Aslanlar akıllı hayvanlardır. Sürü olarak yaşarlar. Avlarını yakalamak için plan yaparlar. Öncü keşifçileri vardır, kuşatma stratejileri vardır. Kaçış yolunu güvenceye alırlar. Yavruları için koruyucu aslanlar bırakırlar. 

Tilki tek çalışır. Geceyi bekler. Sinsice kümese girer, tavuğu alır kaçar. 

Çakallar aslanların avlarının artıklarını beklerler. 

Akbabalar da ölü avları yemek için bekleşirler.

Bizim durumumuza bakarsak; aslanlar çekip gitmiş gibi görünüyor. Kurtlar da ortalıkta görünmüyor.

Ortalıkta gezinenler tilkilerle çakallar, bir de akbabalar.

Olup bitenler sinsi bir kurnazlıkla yürütülen yağmalar, talanlar, vur-kaçlar, aldı-kaçtılar. 

Yalanlar ortalığı doldurmuş, kurnazların cüreti akıl almaz boyutlara ulaşmış. Çakallar cirit atıyor, akbabalar doluşup bekleşiyorlar.

Kurnazlık rütbe olmuş, hırsızlık kariyer sayılıyor.

SÖKE SÖKE Mİ? ÇÖKE ÇÖKE Mİ?

Partili Cumhurbaşkanımız, muhalefeti Londra mahkemeleri ile tehdit ediyor. 

Muhalefet, Kanal İstanbul için yatırım yapacak kaynakların borçlarını “ödemeyeceklerini” söyleyince, onları “tahkim sistemi” ile tehdit ediyor: “O paraları sizden söke söke alırlar” diyor.

Aklımıza Lozan görüşmeleri sırasında Lord Curzon’un İsmet İnönü’ye sözleri geliyor: “Siz şimdi bu kapitülasyonları reddediyorsunuz ama sonra ülkenizi kalkındırmak için para arayacaksınız. Biz de sizin reddettiğiniz her şeyi sizden geri alacağız.” Aklımızda kalan sözler anlam olarak böyle.

Şimdi bu “söke söke alırlar” sözlerini duyunca aklımıza Lord Curzon’un sözleri geliyor. On yıllar sonrasında geldiğimiz nokta bu mudur?

“Söke söke” bir olasılık ama “çöke çöke” gerçekliğin ta kendisi.

ÇÖKE ÇÖKE İKTİDAR

Çöke çöke Hazine’ye çöktünüz.

Bu ülke emekçilerinin alınterinden birikmiş paraları kimlere aktardığınız bilinmiyor.

128 milyar doların nasıl buharlaştığının hesabını veremiyorsunuz.

Ziraat Bankası kredilerinin medyayı iktidarın emrine sokmak için verdiğiniz milyarlık kredilerin geri dönmeyişinin hesabını vermeye yanaşmıyorsunuz.

İşsizlik, hayat pahalılığı, diplomalıların işsizliği, emeklilerin sefaleti üstesinden gelemediğiniz yaşam felaketleri.

Hukuka çöktünüz, adalet buhar oldu gitti.

Savcılar, Saray’dan işaret almadan kıpırdayamıyor.

Yargıçlar, Saray’ın icra organı gibi bekliyorlar.

Yüksek mahkemeler, Danıştay, Anayasa Mahkemesi döneminizde adaletin yanında yer alamıyor.

Eğitime çöktünüz, laik eğitim düşmanınız oldu.

Medrese eğitimini üniversitelerin yerine koymak için elinizden geleni yapıyorsunuz.

Boğaziçi Üniversitesi, sizin kararlarınıza teslim olmadığı için hasmınız ilan edildi.

Zulüm yönteminiz oldu, haraç ganimetiniz.

Çöke çöke Atatürk Cumhuriyeti’ne çöktünüz, orasından burasından didikleyip duruyorsunuz.

BU ÜLKE ASLANLAR ÜLKESİDİR

Atatürk aslandı. Aslanların en aslanıydı.

Onun dönemi “aslanların dönemiydi.”

Ulusal ant (Misakımilli) temel ilkeydi: Ne bir karış toprak veririz, ne bir karış toprak alırız, sınırlarımız kutsaldır.

Köylü efendimizdi, tarım, endüstri, eğitim, savunma, Halkevleri, Köy Enstitüleri bu yurdun çıkarları için düzenleniyordu.

Atatürk “tek adam” değildi. O “çok adam”dı. Kurduğu Büyük Millet Meclisi halkın iradesiydi. Halk, Atatürk’ün en büyük gücüydü. Dikkatle koruduğu şey, çağdaş uygarlık yolunda yürümek için yaptığı devrimlerdi.

Bu devrimler bizim varoluşumuzun koruyucu kolonlarıdır: Bağımsızlık-laiklik-çağdaşlık; hepsi için de Cumhuriyet.

Aslanların dönemiydi. Tilkiler, çakallar, akbabalar sinmişlerdi.

Bu ülke aslanlarla kuruldu, aslanlarla yürüyecek.

Bu ülkeyi tilkilere, çakallara, akbabalara bırakmayacağız.

Yakındır...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları