Erdal Sağlam

Dış kaynak olmadan ‘yeni normal’ konuşulamaz

09 Mayıs 2020 Cumartesi

Salgından hayatını kaybedenlerin sayısı azalmaya başlayınca çıkış senaryoları, özellikle ekonomi alanında “yeni normal” tartışılmaya başlandı. Gerçi herkes “yeni normal” tanımının içini farklı dolduruyor ama şunu söylemek gerekir ki Türkiye ekonomisi için acil olarak yüklü dış kaynak bulmadan yeni normali tartışmak biraz lüks kaçıyor.

Elbette sosyal hayatta ve ekonomide yeni dönemde değişen çok şey olacak. Bunların neler olabileceğini tartışmak elbette gerekiyor. Özellikle daha adil bir küreselleşme, sosyal devletin ağırlık kazanması, çevre duyarlılığının artması gibi ihtiyaç duyulan değişimleri de yeni dönemde zorlamak lazım.

Türkiye açısından bakacak olursak, elbette bizim de küresel değişimi yakından izlemek, belirlenecek gerçekçi değişimlere ayak uydurmak için pozisyon almamız gerekecek. Ancak bu noktada, bazı benzer gelişmekte olan ülkelerle birlikte, Türkiye’nin durumu farklı özellikler taşıyor. Türkiye’nin önce biriken sorunlarını çözebilecek bir vizyona, bunun üzerine küresel yeni normali hızla yakalayacak bir değişim hamlesine ihtiyacı var. Ancak bunları yapabilmek için de ilk önce ekonominin ayakta durmasını sağlamak gerekiyor...

Şu anda Türkiye ekonomisi dizlerinin üzerine çökmüş durumda. Önünü görebilmesi için önce ayağa kalkması, iki ayağının üzerinde sağlam biçimde durabilecek gücü toplaması, sonra etrafına bakıp yürümeye başlaması gerekecek. Ekonominin devrilme tehlikesini arkasında bırakıp ayağa kalkabilmesi için destek alması, bir yerlere dayanması şart görünüyor. Uzun süre dizlerinin üzerinde öylece kalabilmesi de doğal olarak mümkün değil.

İşte şu an ayağa kalkabilmek için gereken en önemli dayanak yüklü dış kaynak ihtiyacını karşılamak olacak. Son günlerde piyasalarda yaşananlar, çok açık biçimde gösterdi ki Türkiye acil olarak yüklü bir dış kaynak bulamazsa kurlardaki hareketi dengelemesi, bununla birlikte enflasyon, faiz ve büyüme tablolarındaki kötüleşmeyi önlemesi mümkün değil.

Özetle; bunları başaramadığı takdirde varlık fiyatları çok ağır darbeler yiyecek. Ülke ve geniş toplum kesimleri yeniden ciddi biçimde fakirleşmek zorunda kalacak. Zaten fakirliğin arttığı bir dönemde, bunun üzerine gelecek böylesine ağır bir dalganın, çok ağır sonuçlar doğurması da kaçınılmaz olacak.

Gerekenin tersi yapılıyor

Gerçi yüksek sesle taleplerin dile getirilmesine fazla cesaret edilemiyor ama ekonomi yönetiminin acil olarak yüklü miktarda dış kaynak temin etmesi şart oldu. O kadar ki 3 veya 6 aylığına yapılacak swap anlaşmaları bile piyasaları biraz rahatlatmaya, kurlardaki aşırı artışı frenlemeye, yani soluklanmaya yetecek. Elbette böyle bir imkân sorunları çözmeyecek ama durup düşünmek için zaman kazandıracak.

Korona salgını gelmeden önce de ekonomide denizin bitmeye başladığını, radikal kararların alınması gerektiğini hep konuşuyorduk. Salgın ve ekonomiye etkisi durumu iyice ağırlaştırdı ve hemen müdahale gereğini ortaya çıkardı.

Somut koşullara göre yapılması gerekenler zaten belliydi, daha önce harekete geçilebilseydi ödenecek fatura daha az olacaktı ama o aşamayı geçtik. Gelinen aşamada kimden olursa olsun, piyasaları tatmin edecek büyüklükte dış kaynak temin edilmesi şart. Bununla birlikte salgın etkisini kapsayan yeni mali ve parasal dengeyi, çıkış planı ile birlikte açıklamak gerekecek. Aynı zamanda büyük kamu yatırımlarının birkaç yıllığına ötelendiği, kamudaki büyük israfın önleneceği konusunda somut taahhütler verilmeli.

Ekonomi yönetiminin bu işin bir güven sorunu olduğunu, insanların önlerini görebilmeleri için popülist değil gerçekçi bir plana ihtiyaç duyduğunu anlaması gerekiyor. Toparlanmak ve yeniden büyüyebilmek için yabancı sermaye desteğine ihtiyaç olduğunu, Merkez Bankası dahil bağımsız kurumları yeniden oluşturmadan, piyasa ekonomisini zor kullanarak yönetme alışkanlığını bırakmadan güven verip yabancı sermaye çekilemeyeceğini görmesi gerek.

Özetle; son birkaç yıldır olduğu gibi, ekonomi yönetimi son dönemde de gerekeni yapmak yerine, kendine aşırı güç vehmederek tavır almaya devam ediyor. Gereken değil, neredeyse tam tersi kararlara imza atıyor. Son swap düzenlemeleri, bankalar üzerindeki baskının iyice artırılması, yabancılara ayağı yere basmayan tablolar çizilmesi, muğlak tanımlarla bankaları, bankacıları ve ekonomide durum tespiti yapan gazete ve gazetecileri ağır cezalarla korkutmak bunların örnekleri.

Peki, bunlar yapıldı da sonuç ne oldu derseniz piyasadaki rakamlar ne olduğunu gösteriyor...


Yazarın Son Yazıları