Erdal Sağlam

Kamu bankalarına verilen görev ve büyüme

30 Mayıs 2020 Cumartesi

Ekonomi yönetiminin, “kamu bankaları kredileriyle iç talebi artırarak büyüme oranlarını artırma” planına devam edeceği anlaşılıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ekonomide normalleşme konusunda yaptığı açıklamalar, bu tercihi açıkça ortaya koyuyor.

Bakan Albayrak’ın yaptığı açıklamalardan son dönemki sermaye hareketlerinin kısıtlanmasına dönük kararların devam edeceğini, gerek gördüklerinde ek kısıtların devreye gireceğini anlıyoruz. Önümüzdeki dönem için önemli bir dış kaynak umudunun kalmadığı, belki Katar benzeri birkaç swapla yetinilmek zorunda kalınacağı gözüküyor. Belli ki buna bağlı olarak da ekonomi yönetimi iç talebe dayalı büyüme planlarını pekiştiriyor.

Bu arada dün Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme rakamlarını açıkladı. Piyasadaki ortalama tahmin yüzde 5 civarındayken gerçekleşme yüzde 4.5’te kaldı. Pandeminin neredeyse hiç etkili olmadığı ilk çeyrek rakamlarında, yatırım harcamalarındaki yüzde 1.4 oranındaki gerileme dikkat çekiyor. Bununla birlikte 7 çeyrektir yatırımların düştüğünü söylemek gerekiyor.

İlk çeyrek rakamlarının ardından bu yıla ilişkin büyüme tartışmaları da alevlendi. Konuştuğum iktisatçılar ve piyasa uzmanlarının büyüme tahminleri ciddi farklılıklar gösteriyor. Karamsarların 2020 yılı büyüme tahminleri, IMF gibi, yüzde 5 oranında daralmaya kadar gidiyor. İyimser kesim, tahminlerini “eksi 1 ile artı 1 arasında” yapıyor. “Hükümete yakın gözükmeye veya tepki çekmemeye çalışanlar” olarak adlandırabileceğim bir kesim ise sadece “2020 yılında pozitif büyüme bekliyoruz” diyorlar. Tahminler çok farklı ama hepsinin hazirandan itibaren toparlanma varsayımı ile yapıldığını söylemek gerek. Yani pandemide yaşanacak sapmaların büyüme tahminlerini değiştirme ihtimali hâlâ yüksek.

Ekonomi yönetimi, 2018 Ağustos ayında yaşanan sert dalgadan sonra kredileri artırma baskısını büyüttü. Riskler ve bir türlü verilemeyen güven nedeniyle özellikle de kamu bankalarını kullanma yoluna gitti. Hem kredi artışında hem kurlardaki hareketin frenlenmesinde kamu bankalarını artan biçimde kullandı. Sonuçta ne oldu derseniz; elbette kamu bankalarının piyasaların yeniden canlandırılmasında etkisi büyük oldu ama yerli ve yabancı yatırımcılar “zorlama bir yol” olarak algıladı, bu nedenle güven sağlanamadı. Pandemi etkisi gelince ekonomi yönetimi, 2018 sonunda başladığı piyasa dışı hareketlerle sermaye hareketlerini kısıtlama yöntemini de daha baskın biçimde kullanmaya başladı. Tüm bunlar güvensizliğin ve olumsuz sonuçlarının artmasını beraberinde getirdi.

Gelinen aşamada ekonomi yönetiminin kamu bankalarını iç talebi artırmak için daha fazla kullanmasıyla ortaya çıkacak sonuçlar tartışılmak zorunda. Kamu bankalarının sermaye artırımlarının nedeninin ekonomi yönetiminin bu bankaları daha fazla kullanma planı olduğu da böylece ortaya çıktı.

2000 öncesine dönüş sinyalleri

Daha pandemi etkisi gelmeden, yaklaşık 1.5 yıl önce bir kamu bankası teknisyeni, “Oturup kalkıp 2000’de bankaların başında olan Vural Akışıka dua edelim. O dönemde getirilen kısıtlar olmasa, çok daha büyük sıkıntılar yaşardık” demişti. Söylemek istediği, o dönem konulan mevzuat kısıtlarının hükümetin her istediğinin uygulanmasını engellemesi idi. O dönemden bu yana baskının iyice arttığını biliyor, bazı teknisyenlerin “Verebileceklerimizin sonuna geldik, sermaye artsa bile dış kaynak bulunmadan iş zor” dediklerini duyuyoruz.

2000 yılı öncesi hükümetlerin kararlarıyla kamu bankaları “görev zararı” sarmalına sokulmuş, mali yapıları sonunda işleri çeviremez noktaya gelmişti. Diğer reformlarla birlikte o dönem siyasi otoritenin kamu bankalarını kullanmasına kısıtlar getirildi. Yüklü miktarda Hazine kâğıtlarıyla sermayeleri güçlendirildi, birkaç yıl içinde kamu bankaları toparlandı. Ama politikacıların getirdiği bu yük Hazine’nin, yani halkın sırtına da bindirilmişti. Şimdi ise siyasi otorite görev zararı talimatı veremese bile, bankaları “zarar görevi” diyebileceğimiz uygulamaların içine sokuyor. Hükümetin talimatı doğrultusunda hem ucuz hem riskli kredileri artırmaya devam ediyorlar ve ekonomi hızlı toparlanmadığı, dış kaynak bulunamadığı takdirde kredi riskleri çok büyüyecek.

İşte o zaman 2000 yılı öncesine benzer biçimde kucağımızda bir kamu bankası sorunu bulacağız. Zayıflamış genel bankacılık sistemi, büyüyen kamu açıkları, sosyal güvenlik açıkları, altyapı projelerinde kurlara bağlı büyüyen Hazine taahhütleri sorunu, Yatırım Fonu sorunu ile birlikte.. Yani “Demirelin kara delikleri” tekrar gündeme gelebilir.

Özetle: Dış kaynak olmadan bu ülke büyüyemez, net dış borç ödeyici konumundayken, kamu bankaları sizi istediğiniz büyüme oranlarına kavuşturamaz. Her şeyden önce de güven vermeyen bir ekonomi yönetimiyle bu toparlanma yaşanamaz.


Yazarın Son Yazıları