Erdal Sağlam

Kurlarda rekorlar devam ediyor, fatura ağırlaşıyor

05 Eylül 2020 Cumartesi

Ağustosta yaşanan kur atağı geçen hafta yeniden canlandı. Ağustos ayı enflasyon açıklamasından sonra yeniden artışa geçen dolar kuru 7.45 TL ile yeni rekorunu kırarken, rekorların arkasının geleceği konusunda bir beklenti oluştu.

Bu arada enflasyondaki trendin geriye çevrilmesinin giderek zorlaştığı da ortaya çıktı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayının tüketici fiyat artışını (TÜFE), geçen yılın aynı ayındaki gibi, 0.86 oranında açıklarken, yıllık oran yüzde 11.7 oldu. Bu rakamın piyasa beklentilerine yakın ve yatay bir hareketi gösterdiğini söyleyebiliriz ama piyasa buna rağmen tepki gösterdi. Tabii ki doların uluslararası piyasadaki artışı etkiliydi ama sadece dolarda değil, Avro’da da dolayısıyla sepet kurda da artış yaşandı.

Dolayısıyla piyasalardaki bu tepkinin aslında uygulanan ekonomi politikalarına verilen bir tepki olduğu rahatlıkla söylenebilir. Piyasalar uygulanan para politikasının yanlışlığını bu hareketle bir kez daha duyurdular. Merkez Bankası’nın dolaylı yollardan faizi artırmasının piyasalarda güven sorununu büyüttüğü, artık herkesin resmi politika faiz oranını artırması gerektiği görüşünde olduğunu bu hareketten anlamak mümkün.

Tabii ki sadece bu görüşü savunmakla kalmıyor, tavırlarını piyasadaki hareketleriyle de gösteriyorlar. Piyasa uzmanları hisse senedi ve tahvil piyasasında yabancı yatırımın çok azalmasına rağmen, son günlerde çıkışların devam ettiğini söylüyorlar.

Sadece yabancılar değil, yerli yatırımcılar da politikaların yanlışlığı nedeniyle, tasarruflarını dövize yatırmaya devam ediyorlar, bu nedenle DTH’lerin büyümesini sürdürüyor.

Enflasyonu değerlendiren iktisatçılar kurlardaki artışların fiyatlara etkisinin hızlandığı görüşünü savunarak, kurlardaki artışı önleyecek tedbirlerin alınmasının şart olduğunu belirtiyorlar. Boğaziçi Üniversitesi’nden iktisatçı Prof. Dr. Kamil Yılmaz, Merkez Bankası’nın mevcut politikası ile yıl sonunda enflasyon oranlarının yüzde 13 ile 15 arasında oluşabileceğini tahmin ediyor. Kamil Hoca’nın Bloomberg’deki konuşmasından, yeni hatalar yapıldığı takdirde bu oranın daha da yükselebileceği endişesi taşıdığını anlıyorum.

Yabancı uzmanlar da Merkez Bankası’nın dolaylı yoldan faiz artırarak piyasayı baskılamasının geçici bir tedbir olarak görüldüğünü, enflasyona karşı kararlı tavrın ise ancak politika faizindeki artış ile ortaya konabileceğini belirtiyorlar. Dolayısıyla Merkez Bankası politika faizini artırmadan, dolaylı yollardan fonlama faizi artırılıp yeni faiz koridorları yaratılarak kurlardaki hareketin durdurulamayacağını söyleyebiliriz.

Aslında siyasilerin etkisi nedeniyle Merkez Bankası’nın bu yola gitmesinin ardında “şartlar düzelirse faiz artışına gerek kalmaz” anlayışının yattığını açıklamalardan da anlıyoruz. Bu da zaten başlı başına para politikasına olan güvensizliği körükleyen, dolayısıyla TL’nin değer kaybını hızlandıran bir unsur.

Asıl fatura dar gelirliye

Prof. Dr. Kamil Yılmaz, Merkez Bankası’na dönük olarak “belirsizliği artırırsanız, güçlü politikalar uygulayamazsınız” mesajını verirken, bu durumun, zaten pandemi döneminde gelirleri iyice azalan dar gelirlilerin durumunu daha da ağırlaştıracağına dikkat çekiyor.

Pandeminin yeniden yaygınlaşması ve ünlü isimlerin hastalığa yakalanmasıyla birlikte “Pandemide VIP uygulaması” tartışmaları da başladı. Sağlık çalışanlarına bile test yapılmazken, bazı siyasi grupların düzenli testler yaptırdıkları, salgın takibinde bunlara öncelik verildiği yolunda haberler çıkmaya başladı.

Aynı durum ekonomik etki açısından da geçerli. Hükümetin pandemi nedeniyle yaptığı yardımların kredi ve vergi ötelemeleri şeklinde olduğu, sürekli talep edilmesine rağmen dar ve sabit gelirliler ile hiç geliri olmayanlara doğrudan desteğin fazla uygulanmadığını biliyoruz. Yani pandemiden en olumsuz etkilenenlerin işini kaybedenler, sayıları artan işsizler, düzenli geliri olmayan kesimler olduğu açık.

Dün işten çıkarma yasağı ile ücretsiz izin uygulamasının 2 ay daha uzatılacağı açıklandı. Sözde bu destekler dar gelirlilere veriliyor ama işverenlerin kötüye kullanımları da giderek artıyor. İşveren yasak nedeniyle işten çıkaramadığı işçisine ücretsiz izin yazıp, 1168 TL’yi devletten almasını sağlıyor. İşçi aslında onayı olmadan ücretsiz izine çıkarılamazdı ama yeni kurallara göre ücretsiz izin için işçi artık haklı fesih başvurusu yapamıyor, yani kıdem tazminatı ve işsizlik fonu hakkını kaybediyor. Bazı işverenlerin işçisini kendi isteği ile ayrılmaya zorladığı, böylece bu fırsattan istifade kıdem tazminatı yükünden kurtulmayı istediği görülüyor. Yani insanlardan 1168 TL ile aile geçindirmeleri isteniyor.

Yanlış politikalar uygulayan hükümet de bağımsız kalıp gereken para politikasını uygulamayan Merkez Bankası yönetimi de kur artışını ve enflasyonu önlemeyerek, dar ve sabit gelirli geniş toplum kesimlerinin yükünü ağırlaştırıyor.


Yazarın Son Yazıları