Avrupa’da Yaz Bitti

01 Ekim 2012 Pazartesi
\n

\n\n\n

Dünya ekonomisinden olumsuz veriler gelmeye devam ederken Avrupanın güney ülkelerinde yaz rehaveti bitti; sokaklar, meydanlar yeniden protesto gösterileriyle, genel grevlerle, polisle çatışan kalabalıklarla doldu.

\n

ABnin kuzey (zengin) ülkelerinin de krizin yükünü paylaşmaya hâlâ niyetli olmadığı görülüyor. Bu da, piyasa ekonomistlerinin bir türlü anlamadığı, ama AB projesine içkin olan bir paradoksu bir kez daha gözler önüne seriyor.

\n

Piyasalar yine sallandı

\n

Çarşamba günü Reutersten Pedro da Costa, Philadelphia Merkez Bankasının yayımladığı, kimi zaman gözden kaçan ama önemli bir indekse dikkat çekti. Kamu sektörü istihdam ve ücret düzeyini izleyen bu indeks mayısta 80den, ağustosta 24e düşmüş. Bu indeksin, geçmişte yaşanan en az beş resesyonda, resesyona ilişkin resmi açıklamalardan üç ay önce 41 düzeyine düşmüş olduğu görülüyor. RBC Capitaldan ekonomist Top Purcell, “Bugün bu düzeyi kesinlikle geçmiş bulunuyoruz diyerek, ABD ekonomisinin bir yavaşlamanın ötesinde resesyona düşüyor olmasından korktuğunu söylüyormuş.

\n

Cuma günü Bloomberg, ekonomik büyüme hızlarının Japonya ve Güney Korede düşmeye devam ettiğini aktarıyordu. Bu iki ülkede sanayi üretimi büyüme hızı beklenenin çok altında kalmış. Moodys, J.P Morgan, Barclays Securities, BNP Paribas, Japon ekonomisinin üçüncü üç aylık dönemde negatif büyüme (resesyon) bekliyorlar. Japonya Maliye Bakanı Jun Azumi, ihracat ortamının çok istikrarsız olduğunu vurgularken Toyota, Nissan ve Hondanın Çindeki üretimlerinin düşmekte olduğu görülüyor.

\n

Bloomberg, Asya ülkelerinde üretim ve ihracatın, Çin ve Avrupadaki ekonomik yavaşlamanın etkisiyle düşmeye başladığına, Japonya ile Çin arasında yaşanan gerginliğin de bu güvensizlik ortamını güçlendirdiğine dikkat çekiyor.

\n

Bu koşullarda piyasaların geçen hafta, ABde yeniden başlayan toplumsal hareketlerin de etkisiyle sarsılması olağandı. Çarşamba günü, FT, S&P 500, FT EURO 300, Nikkei gibi borsaların indekslerinde ani, sert düşüşler yaşandı. Haftanın ikinci yarısındaki göreli bir toparlanmaya karşın indeksler hafta başındaki düzeylerinin gerisinde kaldılar.

\n

‘Halkın \tgücü’

\n

Bir Financial Times yorumuna göre, Halkın gücü, kemer sıkmaya karşı yükselen gürültüyü güçlendiriyor”. Financial Timesın, İspanyada yaşananlarla, Katalonyadaki ayrılıkçı hareketin etkileri bağlamına yaptığı bu saptama aslında, tüm AB periferisi için geçerli. Yalnızca İspanyada değil, Yunanistan ve İtalyada halk sokaklardaydı geçen hafta.

\n

İspanyada işsizlik oranı yüzde 25in üzerinde, merkez bankasının açıklamasına göre resesyon hızla derinleşiyor, İspanya borçlanma oranı yeniden yüzde 6nın üzerine çıktı. Ancak İspanya hükümetini, bu verilerden yalnızca sonuncusu, mali piyasaların yargısı ilgilendiriyor. Bu yüzden hükümet 2013 bütçesiyle birlikte, yeni kesintilere gideceğini açıkladı. Bunların resesyonu daha da derinleştireceği, işsizliği daha da artıracağı kesin. Hükümetin, kendilerini değil, yalnızca piyasaların sesini dinlemeye kararlı olduğunu gören halk da geçen hafta sokaklara döküldü. Madridde protestocular parlamentoya yürümeye, parlamentoyu işgal etmeye kalktı. Polis göstericileri, ancak plastik mermi, göz yaşartıcı gaz, cop kullanarak çok sayıda yaralı ve tutuklama pahasına durdurabildi.

\n

Yunanistan hükümeti de yeni kesintilere gitmeye hazırlandığını açıklayınca, bir genel grevle karşılaştı. Kamu ve özel sektör işçileri birlikte iş bırakarak sokakları doldurdular. Sintagma Meydanında polisle göstericiler arasında sert çatışmalar yaşandı. Cuma günü sıra İtalyan işçi sınıfındaydı. Ülkenin en büyük iki konfederasyonu Romada büyük bir protesto gösterisi düzenledi. Güney İtalyada ILVA demir çelik kompleksinde de işçiler polisle çatışıyordu.

\n

Ancak, ekonomik krizde, İspanyada Katalonya ayrılık hareketi ve Yunanistanda Altın Şafak partisindeki gibi, milliyetçi hatta faşist akımlar da güçlenebiliyor.

\n

İspanyanın zengin bölgesi Katalonyada kapitalist sınıflar, bir taraftan merkezi hükümetten ek fonlar istiyorlar, diğer taraftan ödediğimiz vergilerin karşılığını alamıyoruz iddialarıyla ayrılıkçılığı kışkırtıyorlar. Financial Timesa konuşan bir Katalonyalı üniversite öğrencisinin dikkat çektiği gibi, bunlar, Franco zamanında zenginleşen aileler. Franco öldüğünden bu yana kimlik siyaseti üzerinden para kazanıyor siyaset yapıyorlar”.

\n

Yunanistanda da ırkçı, milliyetçi-otoriter bir söylemi pervasızca yükselten, yabancılara karşı şiddet olayları düzenleyen Hitler hayranı Altın Şafak partisinin toplumsal desteği artıyor. The Timesın aktardığına göre geçen seçimlerde oyların yüzde 8.8ini alan bu faşist partinin toplumsal desteği, son kamuoyu yoklamalarında yüzde 12ye yükselmiş.

\n

AB’nin temelindeki paradoks

\n

ABnin bir türlü sonu gelmeyen krizine ilişkin çeşitli önerilerin arasında sorunun temeline inmeye çalışan seslere de rastlanıyor. Bunlardan, Berkleyde Prof. Bradford DeLong (Project Syndicat 27/09/2012), Princetondan Andrew Moravcsik (Foreign Affaires May/june) çok haklı olarak, AB üyesi ülkeler arasındaki yapısal (örneğin, rekabet düzeyi) farkları krizin temelindeki en önemli etken olarak saptıyorlar.

\n

Moravcsik, Avro bu farkların zaman içinde ortadan kalkacağına ilişkin bir varsayımla, adeta kumar oynayarak başladı, ama beklenenler gerçekleşmedi diyor. Moravcsik, Maastricht Anlaşmasından bu yana sürecin her aşamada Alman ekonomisinin gereksinimlerine göre şekillendiğine dikkat çekiyor. Neticede, ne çevre ülkelerin ekonomileri Almanyanınkine benzedi ne de Almanyanın tüketim eğilimi çevre ülkelerininkine...

\n

DeLong, Kuzey Avrupaya beş yıl için yüzde iki ek enflasyon, daha yaygın toplumsal demokrasi ve refah devleti, Güney Avrupaya da daha düşük vergi oranları ve sosyal hizmetleri radikal kesintiler, işletmeleri rekabet gücünü artıracak biçimde yeniden yapılandırma bir anlamda Kuzey ve Güney arasında daha ileri bir ekonomik yakınsama (konverjans) öneriyor.

\n

Gerçekten de dün AB projesinin başarıyla tamamlanması, bu gün de krizden çıkabilmesi için üye ülkelerin ekonomileri arasında giderek daha ileri bir yakınsamanın gerçekleşmesinin gerektiği varsayılıyordu.

\n

Bugün Alman bankalarının sorunlu ülkelerden, örneğin İspanyadan 140 milyar dolara varan alacaklarını, bu kredilerin zamanında tüketimi, Almanyadan ithalatı finanse ettiğini, bankalara kâr sağladığını anımsarsak yakınsamanın Alman ekonomisinin rekabet üstünlüğünü kaybetmesi anlamına geleceğini görürsek, paradoksu da görebiliriz. AB sürecinin tamamlanması içinyakınsama gerekiyor. Ama projenin merkez ülkelerinde örneğin Almanyada sermayesinin çıkarları, fazla sermayenin ve üretimin buralara gönderilebilmesi (ihracat, finansal kredi yoluyla), buraların pazar olarak kullanılabilmesi açısından, ülkelerin ekonomileri arasındaki rekabet gücü farklılıkların korunmasını gerekli kılıyor. Gel de çık işin içinden.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Rejim ve realite 29 Ekim 2020
Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020
ABD’ye ne oluyor? 5 Ekim 2020
Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020