Ekmek, Özgürlük, Toplumsal Adalet

13 Şubat 2013 Çarşamba

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş AKPye yakın olduklarını açıkladıktan sonra, Biz AKP ya da BDPnin değil, bütün Türkiyenin anayasasını yapmak için böyle bir uzlaşma arayışı içine gireriz. Sonuçta yeni anayasa bir toplumsal barış anayasası olmalıdır. Ben PKK ve devlet arasındaki barıştan söz etmiyorumdemiş. Umarım bu sözlerin içeriğinin tam olarak ayırdındadır. Yoksa kendimizi, anayasada Kürtler için ufak bir iki makyaj karşılığında ekmek, özgürlük ve toplumsal adalet taleplerinin daha da bastırılacağı, her türlü yasal denetimden kurtulmuş totaliter bir başkanlık rejiminde bulacağız.\n

\n

Kürt sorunu denen olgunun temelinde ekmek, özgürlük ve toplumsal adalet talebi yatmıyor mu? Kürt burjuvazisinin, seçkinlerinin kimlik talebine cevap olacak bir sonuç”, Kürt yoksullarının, işçilerinin, işsizlerinin, topraksız köylülerinin, töre baskısı altında ezilen kadınlarının sorunlarını nasıl çözecektir? Kürt sorunu aslında bunların sorunu, demokratikleşme de bunların sesinin duyulur hale gelmesi demek değil midir? İşe en alttakilerinekmek, özgürlük, toplumsal adalet gereksinimlerine cevap arayarak başlamayan bir çözüm toplumsal barış getirebilir mi? \n

\n

İşçi sınıfı...\n

\n

Bu kaygılarımızı dile getirdikten sonra, birkaç adım geri çekilerek daha büyük resme baktığımızda, Amerikadan İngiltereye, Ortadoğuyaişçi sınıfı”, “alt sınıflarkavramlarının hızla günlük söyleme geri döndüğünü görüyoruz. Bu geri dönüşün arkasında da bu sınıfların ekmek, özgürlük, toplumsal adalet taleplerini gittikçe artan bir biçimde, ellerinde hangi ideolojik araç varsa onunla dile getirmeye başlamış olmaları yatıyor. Türkiye ve Kürt Sorunu kümesi üzerinde düşünürken bu olguyubirleştirici etken olarak kullanmak gerekir.\n

\n

Toplumsal yapıları, kültürel ve tarihsel gelenekleri farklı toplumlarda ortaya çıkmaya başlayan benzer olgular bir evrensellikle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.\n

\n

Örneğin son dönemde Kuzey İrlandada patlak veren toplumsal olayları irdelemeye başlayanlar, Protestan kesim içinde, sınıfsal temelde bir bölünmeye işaret ediyorlar. Protestan orta sınıf, kapitalist sınıf barışsürecine uyum sağlarken sokak protestolarında Protestan işçi sınıfını, işsiz gençleri görüyoruz. Bu kesim öfkesini bu kez Katolik kesime değil, kendi liderlerine yönlendiriyor. Protestan işçi sınıfından, işsiz gençlerden önemli bir kesim kendi seçkinleri, liderleri tarafından bir kenara atıldıklarını düşünerek isyan ediyor.\n

\n

Güney Afrikada da ırkçı rejim yıkıldı, ama varoşlardaki siyahların, proletaryanın yaşam koşulları hâlâ iyileşmedi, üzerlerindeki devlet baskısı azalmadı. \n

\n

Popüler kültüründe işçi sınıfıkavramını dışlamaya özen gösteren ABDde Pew Research Centrein geçen eylülde gerçekleştirdiği bir anket halkın yüzde 30unun kendini alt sınıf olarak gördüğünü ortaya koyuyordu. Geçen ay İngilterede yayımlanan bir araştırmaya göre, Yeni İşçi Partisinin liberal söylemlerine karşın halkın yüzde 60ı aidiyetini işçi sınıfı olarak tanımlıyor. Bu gelişmelerde, iki yıldır Akdeniz bölgesini sarsan öfke dalgasının yankıları var, ama farklı sınıfların ekonomik krizi farklı yaşıyor olması da önemli...\n

\n

Mısır ve Tunusta devrimci süreç, rejim düzeyinde, seçkinler arası ilişkilerde önemli değişimlerin önünü açtı. Ancak kent yoksulları, işsiz gençler umduklarını bulamadılar; ekonomik koşullarsa bozulmaya devam etti. Şimdi sokaklarda esas olarak bu kesimler var. \n

\n

Tam bu noktada iki olasılığı değerlendirmek gerekiyor. Birincisi, kent yoksullarının, proletaryanın asgari taleplerine cevap vermeye başlamadan toplumsal barışınsağlanması olanaklı görünmüyor. İkincisi, bu hoşnutsuzluk dalgası, özgürlük ve toplumsal adalet taleplerini beslerken aynı zamanda, radikal İslamın özellikle de Selefi akımların, Müslüman Kardeşler geleneğinin oynadığı tehlikeli oyunun da katkısıyla yükselmesini hızlandırıyor. \n

\n

İki düşünceyle bitireyim:Kürt sorunu”, toplumsal bir sorun olarak çözülmeden, toplumsal barışa yol açacak biçimde çözülebilecek bir sorun değildir. İkincisi, ekmek, özgürlük, toplumsal adalet sorunları derinleşirken Türkiyenin kendini tüm bölgede yükselmekte olan Selefi hareketin etkisinden koruması, hele Suriyede karıştığı süreçlerden sonra daha da zorlaşacaktır.

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Evet, umut var 22 Temmuz 2021