Totaliter rejim burada, muhalefet nerede?

08 Şubat 2021 Pazartesi

Rektör-Kayyım”, Melih Bulu, rejimin patolojik semptomudur. Öğrencilerin hızla diğer kentlerde ve üniversitelerde yankılanan tepkilerinin rejim tarafından yaşamsal bir tehdit olarak algılanması, “disiplin ve cezalandırma” cephaneliğindeki fiziki, simgesel araçların büyük bir önyargıyla, azami şiddetle harekete geçirilmesi şaşırtmadı. CHP’nin refleksi de…

Her adamın arkasındaki adam

Bu totaliter rejimin inşa süreci başlarken, 2000’li yıllarda birçok kez vurguladık: Devlet-lider-parti-hareket dörtlüsünübir”leştirmeyi amaçlayan bir rejim, kapitalist toplumu istikrarlı biçimde yönetemez. Gerçekten de 2010’lu yıllarda “bir”leştirme süreci ile istikrarın bozulması birlikte gelişti. “Gezi”, bu sürecin geldiği aşamaydı: Rejim siyasi istikrarın “olmazsa olmaz” koşulunu, rıza alma, genel seçimleri, halkoylamalarını meşru yollarla kazanma kapasitesini kaybetmişti.

Rejimin yapısı “bir”leştikçe iç çelişkileri keskinleşti. Artık her “şey”, “tek adamın” sorumluluğundaydı; her krizin, sorunun ve adamın, arkasında “tek adamın” iradesi vardı. O da artık, her itirazın, “huzursuz ruhun” aslında şahsını hedef aldığına inanıyordu. 

Öğrencilerin, öğretim üyelerinin Rektör-Kayyım’a tepkileri, adamın arkasındaki “tek adama” “Gezi” günlerinin travmasını yeniden yaşatmaya başladı: Bir daha Gezi olmayacak dedi, Osman Kavala’yı şeytanlaştırmak, Prof. Buğra’yı değersizleştirmek istedi… Ona göre aslında, Rektör-Kayyımı değil, şahsını istifaya çağırmışlardı… 

Fiziki şiddet polis terörüyle, simgesel şiddet de Kâbe aşağılandı, milli-manevi değerlere aykırı, LGBT sapkınları, teröristler, camide bira içenler gibi provokasyon formülleriyle harekete geçirildi. Adamların arkasındaki “tek adam”, artık yalnızca bir azınlığı temsil ediyordu; taraftarlarının dinini ve kinini kışkırtmak umuduyla 81 ilde hutbe okuttu.

Karşımızda, her adamın arkasındaki bir “tek adam”, tüm başları öne baktırmaya kararlı polis terörü, “dinci hakikat rejimi”ni kabul etmeyenleri sapık, terörist suçlamalarıyla susturmaya kararlı bir ideolojik kontrol saplantısı, bir totaliter rejim var. Bu rejim, azınlığa düşmüş olmayı kabullenemiyor. Bu gerçeği, bir yeni anayasa projesiyle “tek adamı” daha da yetkilendirerek, yasakları genişleterek, daha da merkezileşerek bastırmaya hazırlanıyor. 

Biri ‘muhalefet’ mi dedi!

Sosyalist solun Boğaziçi protestolarına desteği ve katkısı (ki çok önemlidir) dışında, anlamlı bir muhalefet var mı acaba? “AKP ne yapmak istedi de engel oldu” havasında, “biteviye çağrı yapma” “modunda” yaşayan CHP’nin ilk tepkisi, rejimin “değerler” söylemine katılmak, ikinci tepkisi de “Çocuklarınıza sahip çıkın” diyerek protesto eylemlerini bir çocuk kaprisine benzetmek oldu. “Her şey güzel olacak” diyen şahsın suskunluğuysa kulakları sağır edecek düzeydeydi. 

Dr. Spock’un, uzayda her yeni uygarlıkla karşılaştıklarında, Kaptan Kirk’e yaptığı bir uyarıyı ödünç alırsak “Bunlar gençler ama sizin bildiğiniz gibi değil!

Birincisi, bunlar anne-babaların sahip çıkacağı “kuzular” olsalardı (bu çağrıyı yapan şahıs 70’leri nerede yaşamıştı?) ölçüsüz polis terörü karşısında bir aydır mevzilerini koruyamaz, yere bakmaya direnemez, hatta ortaya bile çıkamaz, rejim de Bulu gibi araçlara gerek duymazdı. 

İkincisi, yarın seçimlerde bunlardan oy isteyeceksiniz. Dahası bunlar, emek piyasasına girmek üzere üretilmekte olan yeni çalışanlar sınıfının, üstelik de en yaratıcı, verimli olmaya, devlet yönetmeye aday üyeleridir; özgürlük duygusu güçlü otonom bireylerdir. O nedenledir ki Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayan orada durmadı, hemen bu sınıfın diğer kesimlerine de sıçradı ve hemen her yerde aynı fiziki ve simgesel şiddetle karşılaştı… 

Rejim, çalışanların, yarın ekonomiyi, devleti yönetecek kuşağını kültürel egemenliği altına alamadığı için korkuyor, hırçınlaşıyor. Ya sınıfın bu parçası, emek piyasası içindeki parçasıyla birleşmeye başlarsa?  

Totaliter rejimin en derin çatlağı işte budur. Peki, ya “muhalefet”? O başını kuma gömmüş, bu çatlak yokmuş, demokrasi varmış gibi yapıyor, bir “meşrulaştırma makinesi” olmaya devam ediyor. Güçlerini birleştiremeyen, olduğundan küçük görünmeyi, adeta Sun Tzu’yu tersinden okumayı başaran sosyalist solu da ayrıca tartışmak gerekiyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları