Erinç Yeldan

Finans Sermayesinin Sahte Cenneti

06 Kasım 2013 Çarşamba

Okurlarım anımsayacaktır; ülkemizde siyah beyaz televizyon döneminin ilk yıllarında Uzay Yolu adlı bir dizi gösterilmekteydi. Dizinin “Sahte Cennetten Kaçış” başlığı taşıyan bir serüveninde kahramanlarımız Kaptan Kirk, Volkanlı Spock ve arkadaşları, hep güneşli ve sıcak (bol ve ucuz sıcak para), zengin meyve ve bitkilerle donanımlı (finansal ürünleri bol ve çeşitli) ve üstelik hiç hastalık mikrobu (enflasyon riski) barındırmayan bir cennet gezegene düşerler. Tam “Burası rahat, buraya yerleşelim” denilirken, işin içyüzü anlaşılır: Evrenin gizlerinde barınan bazı kötü niyetli “yaşam biçimleri” aslında kahramanlarımızı esir almak istemektedir. Olaylar gelişir, kahramanlarımız cesaretlerini, özgürlük aşklarıyla birleştirerek kaçıp kurtulurlar...

Küresel finans sermayesinin içinde bulunduğu ruh hali Uzay Yolu dizisinin ilgili macerasını andırıyor. Amerika’da Federal Reserve sisteminin 25 Kasım 2008’den bu yana sürdürdüğü ve miktar kolaylaştırması diye anılan parasal genişleme sonucunda küresel para piyasaları bol ve ucuz likiditeye boğulmuş; yaygın deyişle “yönünü arayan likidite” süratle finansal varlıklara, değerli madenler ve hammadde, mal piyasalarına hücum etmiş idi. Bu spekülatif saldırı sonucunda yükselen piyasa ekonomilerinde hisse senedi piyasalarında yüzde 108’lik, Amerikan yüksek getirili senetler piyasasında ise yüzde 79’luk kazanımlar elde edilmiş; bakır fiyatları yüzde 112, ham petrol yüzde 67, altın ise yüzde 37 değer kazanmış idi. Söz konusu kazançlar (geçen haftaki yazımızda işlediğimiz üzere) zaman içerisinde giderek ivmesini yitirerek “normal” düzeylerine gerilemiş idi.

Ancak bu süreçte finans sermayesinin beklentileri artık miktar kolaylaştırması programlarının süreceğine koşullandırılarak çıpalanmış duruma gelmiş idi. Günümüzde finans dünyasının beklentileri artık reel ekonomik sektörlerden, özellikle de işgücü piyasalarından gelecek “kötü” haber arayışına dönüşmüştür. Bu garip ruh hali, aslında finansal spekülasyon cennetinin, ekonomilerde reel sektörlerin gerçeklerinden ve değerler sisteminden ne denli kopmuş olduğunun bir kanıtıdır.

Ancak bu sahte cennetin bir başka şaşırtıcı boyutu, söz konusu politikaların maliyeti ile ilgilidir. Daha İktisada Giriş derslerinden bildiğimiz üzere, böylesi bir parasal genişlemenin küresel ekonomide yoğun bir enflasyonist baskı yaratması kaçınılmaz olmalıydı. Ancak, şu ana değin makro ekonomik dengelerde güçlü bir enflasyonist baskının oluşmadığını, enflasyon beklentilerinde de herhangi bir kötüleşme olmadığını izlemekteyiz. IMF’nin World Economic Outlook aracılığıyla paylaştığı öngörülerine göre küresel enflasyon 2012 ve 2013’te yüzde 2.9 civarında kalacak, 2017’ye değin süreçte de yüzde 3.2 olacaktır. Özellikle gelişmiş ekonomilerde enflasyonun yüzde 2’nin altında seyredeceği öngörülmektedir.

Enflasyon tehdidi finans sermayesinin en çok çekindiği baş düşman konumundadır. Zira, enflasyon finansal varlık değerlerini anında düşürmekte ve ellerinde finansal varlık bulunduran kişileri cezalandırmaktadır. Dolayısıyla, enflasyon tehdidinin bulunmadığı böylesi bir dünya, finans sermayesi için gerçek bir cennettir.

Ancak bu olgu aslında söz konusu parasal genişleme programlarının reel ekonomileri göreceli olarak ivmelemekte neden başarısız olduğunun ve krizin günümüzde büyük durgunluk diye anılan düşük hızlı büyüme ve yüksek işsizlik konjonktürüne saplanıp kalmış olmasının ana nedeni olarak görülmektedir. Parasal genişleme reel sektörlerde yatırım ve mal talebini uyarmak yerine, çoğunlukla finans kesiminin kumarhane masalarındaki spekülatif “oyunlarında” kullanılmaktadır.
Dolayısıyla finansal canlılık adına yaratılan sahte cennet, işsizliğin ve küresel durgunluğun ana nedenini oluşturmaktadır.


Yazarın Son Yazıları

Türkiye’nin enerji sorunu 26 Ağustos 2020
Döviz sorunu 5 Ağustos 2020
İstihdamın Çöküşü 15 Temmuz 2020