Atatürk olmasa, Ayasofya’da bugün çanlar çalardı…

21 Temmuz 2020 Salı

Atatürk o kadar büyüktü ki, “insanlar din ve mezhep savaşları yapmasınlar: bu görkemli yapı bir müze olsun, insanlığa barış için hizmet etsin” düşüncesiyle Ayasofya’yı Türk halkına emanet etti.

Fatih’in büyüklüğünün yolundan gitti: onun gibi sanata ve insanlara saygı gösterdi. Hoşgörünün yolunu açtı.

Atatürk’ün Ayasofya’yı müze yapması halkımız ve Cumhuriyet Türkiyesi için bir kıvançtır: nefret yok, düşmanlık yok, uygarlığa hizmet var: olağanüstü bir “büyüklük”. Ancak küçükler, “haçlı zihniyeti” doğrultusunda giderler.

Onun büyüklüğü karşısında ezilenler, “Ayasofya’da Bir Yaz Gecesi Rüyası” misali, oyun sergiliyorlar.

Bugün Ayasofya üzerinden siyaset yaparak Atatürk’ü ve Cumhuriyeti eleştirenler, “Atatürk ve Cumhuriyet olmasaydı, Ayasofya’da çanların çalacağını bilmiyorlar mı?”

Tabii ki bu kadar saf ve cahil olamazlar: o zaman, “siyasal İslamcı bir ülke oluşturmanın ve iktidarda kalmanın her şeyin üzerinde olduğunu” düşünüyorlar demektir.

- Bu çevreler Lozan’a da karşılar: Lozan, Sevr’i ortadan kaldıran bir sonuçtu; o zaman da, “Keşke Yunan kazansaydı” diyenler cephesine katılmış oluyorlar.

- Bu cephede yer alıyorlarsa, “eğer Yunan kazansa”, tabii ki Ayasofya’da çan çaldıracaklardı. Öyleyse Ayasofya’yı müzeden camiye çevirirken esas hedefleri din falan değil: Atatürk ve Cumhuriyetin değerlerini, felsefesini ortadan kaldırmak.

- Aydınlık bir dünya yerine 400 yıl öncesinin karanlık dünyası esas hedefleri oluyor. Atatürkçülük ve çağdaş uygarlık değerleri onların esas düşmanları: cami de olsa, çanlar da çalınsa, gerçekte onlar için fark etmiyor.

- Hele katılımcı demokrasi, hele sivil toplumsal örgütlenmeler onların esas düşmanları. Çünkü bütün gelişmeler, tarikatlardan toprak ağalarına, köy ağalarından emperyalizm işbirlikçilerine kapıları kapatıyor.

- Siyasal İslamın Ortadoğu coğrafyasında emperyalizm ile işbirliği yapmadan ayakta kalamayacağını çok iyi biliyorlar. Bu nedenle Ayasofya’da ezan sesi veya çan sesi onların esas sorunu değil. Esas sorun aydınlanmanın, uygarlaşmanın, toplumsal örgütlenmelerin kolunu kesmek: tarikatları, şeyhleri, şıhları, toprak  ve din ağalarını iktidara getirerek karanlık bir ortam yaratmak.

- Bu nedenle “cahiller bize yarar, keşke Yunan kazansa” diyerek: Atatürk’e, Cumhuriyetin değerlerine, katılımcı demokrasiye karşı çıkarak “şiddet ve kutuplaştırma yolunu tercih ediyorlar”. En önde gelen simaları 2005’te, 2006’da “Batı ile isteklerimiz 200 yıldır ilk defa örtüştü” diyerek, açık açık itirafta bulunmadılar mı? O tarihte iki köşe yazımda Cumhuriyet’te yazmıştım.

- Irak’ın, Suriye’nin ve Libya’nın 2003 ve 2011 BOP operasyonları ile nasıl parçalandıklarına: ABD ve AB’nin PKK-YPG üzerinden Suriye’de ve Irak’ta Kürdistan’ın yeni ayaklarını hem askeri hem de siyasi olarak: mezhep ve şeriat üzerinden nasıl kurduklarına baktığımız zaman, siyasal İslamcıların BOP için ne büyük işler gördüklerini anlarız! Ayasofya “oyununu” da bunun içinde düşünmek gerekir.

Batı, gelişmelerden memnun!

 Herkes iktidarın antidemokratik uygulamalarının ve son olarak da Ayasofya çıkışının Batı’da büyük rahatsızlık yarattığına inanıyor. Ben aksini düşünüyorum: çünkü bu İslamcı çıkışlar onların işine geliyor:

- Aynen Irak ve Suriye’deki yeni Kürdistan ayaklarının oluşması gibi, “Türkiye içinde de kutuplaşmanın artacağını”, ellerini kirletmeden, bizim “çıkışlarımız” sayesinde içimizde Suriye ve Irak’ta olduğu gibi bölünmeler çıkacağını umuyorlar. “Ayasofya oyunu”, buna hizmet ediyor.

- Bakın biz Türkiye’ye karşı ayrım yapmıyoruz, “zaten oradaki yönetim haçlı seferleri misali, bizden kopmak istiyor: istek Türkiye’den diye kullanıyorlar”.

- Avrupa ve ABD’de yeni gelişmeye başlayan, sağcı, yabancı düşmanı, Müslüman düşmanı odaklar bunu fırsat bilerek kendilerine “meşru” bir zemin sağlıyorlar.

- Ekonomik bunalım büyüdükçe, Ankara yönetimi Batı’ya daha muhtaç hale geliyor: her türlü “talebe” açık oluyor.

Evet, Ayasofya, siyasal İslam, Atatürk konularında, “Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı” yalnız içerdeki karanlık odaklara değil, emperyalizme de hizmet ediyor: hem de göz göre göre…

Kutuplaştırmalara yeni bir tohum daha atılıyor… “Atatürkçü muhalefetin bile ayrıştırılması gibi”… 


Yazarın Son Yazıları