Göçmenler, demokratik ülkeler ve Türkiye’nin hali

03 Ağustos 2021 Salı

İçerde demokrasi yaşayan ülkelerde iktidarlar göç işine ve kaçak göçmenlere nasıl bakarlar? Örneğin Almanya ya da Hollanda.

Göçmenlerin, “beni seçen halkım” üzerinde iktisadi, sosyal, kültürel ve güvenlik etkileri nelerdir diye düşünerek karar verir, önlem alır, teşvik veya yasak getirir.

Ülkede işsizliği nasıl etkiliyor, giren göçmenler beni seçen halkımın işsizliğini artırıyor mu? Ülkemde sosyal yaşamı, benim toplumsal kimliğimi, kültürel yapımı olumsuz etkiliyor mu? Güvenlik açısından terör faaliyetlerini körüklüyor mu? Sağlık olarak sağlık düzenim üzerinde olumsuz etkileri olacak mı?

Olumlu öğelere gelince, gelenler ya da kaçanlar içinde ileri düzeyde eğitimli insanlar var mı? Ben dünya kadar yatırım yapacağıma bu yetişmiş mühendis, doktor, hatta sporcuyu içeri alırsam bana ne gibi yararlar sağlar?

Demokratik ülke işin “aktif ve pasif kalemlerini” hesap ederek karar verir. Esas ölçü, “yönetimi seçen halkın özgürlüğü, mutluluğu ve refahıdır”. İçerde kurulmuş, düzgün işleyen demokratik ve sosyal düzenleri vardır, bunu göçmenlerin bozmasına izin vermezler.

Gelelim Türkiye’ye. Demokrasinin “Batı Avrupa’da olduğu gibi işlemediği”, demokrasiden uzak kalmış ülkelerde ise iktidarlar göçmenlere (ve kaçaklara) şu gözle bakarlar: “Benim iktidar gücümü nasıl etkileyecekler” ölçüsü esas alınır.

a) Bu bazen göçmenleri ve kaçakları “köle işçiler” gibi değerlendirmek amacını taşır.

b) Bazen de örneğin ülkeyi “Cumhuriyetten siyasal İslamcı bir yapıya dönüştürmek istiyorsanız”, Araplaştırmayı, Afganlaştırmayı göz önüne alarak aktif-pasif hesabı yapabilirsiniz.

Cumhuriyet devrimleri ve değerleri yerine, “ülkenin daha karmaşık bir yapıya dönüştürülmesi”, sizin siyasal İslamcı hedeflere ulaşmak için işinize geliyorsa aktif-pasif kalemlerin yerleri değişir.

Sedat Peker’in Suriye’ye silah nakli konusunda nasıl yardımcı olduğu yönündeki itirafları, bu tür stratejik hedeflerin ne kadar değişebildiklerinin de bir göstergesidir. Ya da “kaybolan” onca silahın, hangi amaçlarla, hangi ellere geçebildiğinin görülmesi, işin vahametini gösterir.

ALMANYA GÖÇÜ MİSALİ

1960’lı yıllardan başlayarak 1980’lerin sonuna kadar Türkiye’den Almanya’ya “organize edilen” göç, iki ülke arasında yapılan anlaşmalarla, karşılıklı ortak çıkarlara dayalı düzenli bir göç operasyonu idi.

İstanbul Mecidiyeköy’deki kapsamlı Alman ofisinde doktorlar, hemşireler geniş bir kadro vardı. 1960’ların sonunda, 70’lerin başında bu ofisleri İktisat Fakültesi’nde asistan iken 3 defa ziyaret ettim, gözlemlerimi yazdım. Cihangir’den komşum Alman Dr. Henze bana eşlik etmişti.

Bu göç, iki ülke arasındaki anlaşmalara dayandığı için iki taraf da yararlandı. Giden üç nesil, Almanya’da binlerce Türk şirketi kurdu. Bunlarla ilgili araştırmalarım oldu (*).

İstanbul Üniversitesi Avrupa ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi başkanı olarak 1979-1995 yılları arasında göçmenler, Türk işçileri, Almanya’da kurulan Türk şirketleri konularında çok geniş kapsamlı çalışmalarım oldu. 20-30 kadar ortak seminer düzenledik, yayınlar yaptık.

Bu yaşadıklarımdan sonra bir de bugün AKP iktidarının Irak, Suriye ve Afganistan konusunda yaptıklarına bakıyorum. Dün 3 milyon Türkü Almanya’ya göndermişiz, karşılıklı yarar sağlamışız. Bugün 5 milyon Arap (ve Suriyeli) plansız bir biçimde, Şam ile kavga ederek Türkiye’ye alınmış. Hudutlarımız kevgire çevrilmiş. Şimdi de terörden parasal dev faturalara yol açacak (saatli bombaları) kabullenir hale getirilmişiz.

Planlı bir biçimde Türkiye’ye zarar vermek isteseniz, “ancak bu göç ve kaçaklar” politikasını uygulardınız.

Göç politikası mı istiyorsunuz: Avrupa’daki demokratik ülkelere bakın, onların yaptıklarını yapın, aynen trafik kurallarında ya da demokrasi kurallarında olduğu gibi.

Hudutları “özellikle” kevgir durumuna getirirseniz, yarın Türkiye’nin parçalanmasını hazırlamış olursunuz...

(*) Yayınların listesi “Yüzleşme” kitabımda çıktı. (S. 33) Cumhuriyet Yayınları, 2020.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları