Nereye götürür?

25 Nisan 2017 Salı

İktidar gücünü ellerinde bulunduranlar, “yaşanan olayların Türkiye’yi (ve kendilerini) götüreceği durumun” ne kadar farkındalar?
Erdoğan ve AKP yönetimi, “İktidarda kalmak için her şey yapılır” uygulamasındalar mı? Hukukun çiğnenmesi, haksız rekabet ortamının planlı bir biçimde yürütülmesi toplumu ve ülkeyi nereye götürecek?
- Kutuplaşmayı sistemli bir biçimde derinleştirmek toplumun (ve ülkenin) bölünmesi sonucunu doğurur.
- Eşitsizlik ve antidemokratik ortam içinde, baskıyla yürütülen halkoylamasından, “toplum yararına bir sonuç” beklenebilir mi?
- BOP’un tam ortasına küresel güçler tarafından mıhlanan Türkiye’nin, içerde de iktidar güçleri tarafından karpuz gibi bölünmesi acaba kimin işine yarıyor? Kısa vadede, zafer kazandığını sanan taraf, “aslında Türkiye’ye kurulmakta olan kumpasın bir parçası” haline gelmiyor mu? Aynen, FETÖ’nün 15 Temmuz kumpasında düştüğü yanlış gibi.
FETÖ kumpasına karşı haklı olarak yürütülen operasyonlar, içerdeki “evet-hayır” bölünmesini ve hukuk dışılığı derinleştirerek sürüyorsa sonuç yine FETÖ’nün arkasındaki üst akla yaramaz mı?
Aynen Trump’ın Suriye füzeleri için, “el sıkışmada olduğu gibi”: Kazanan BOP ve arkasındakiler olur.
Siz de Barzani’nin bayrağını diktirip, “evet” için onunla anlaşmak zorunda bırakılırsınız. Yarın da YPG’yi, bastıra bastıra sizinle masaya oturturlar.

Demokrasi, iktisat ve siyasal İslam
İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti bugünlerde 41. İktisatçılar Haftası’nda demokrasi, iktisat, siyaset ilişkilerini tartışıyor. 41 yıl önceki ilk toplantıda Feridun Ergin, Sevim Görgün, Gülten Kazgan, Yüksel Ülken, Akın İlkin ve bendeniz boy göstermiştik.
Bugün yapılan toplantıda demokrasi, siyaset ve iktisat bağlarının tartışılması ne anlam taşıyor?
Uygulamalar ile akademisyenlerin akılcı ve bilimsel tartışmaları arasında hiçbir bağ kalmamış ise iş bir kurgu filmi halini alıyor ve sadece tarihe düşülmüş bir not olarak kalıyor.
Fiilen yaşamakta olduğumuz uygulamalara bakın: İktisat mantığı ve bilimsellik; dış politikanın akılcılığı ve ulusal çıkarlar penceresinden değerlendirdiğimizde ne görüyoruz? Siyasal İslam aracılığı ile iktidarda her ne pahasına olursa olsun kalmanın ve rejimi değiştirmenin, iktidar tarafından uygulandığı bir ortam.
Anayasa işletilmiyor, Meclis fiilen bertaraf edilmiş: “Güç bizde, elimizde, her istediğimizi yaparız” vaziyeti ile yüz yüzeyiz. Akademisyenlerin toplantılarda ileri sürdükleri fikirlerin uygulamada talebi bulunmuyor.
Demokrasi, hukuk devleti ve toplumsal refah tartışmaları ile üretilen “ürünü” yönetim görmek istemiyor. Adeta, talebi sıfır olan bir hizmet ya da mal gibi tarihe not düşülüyor.
Kansere yakalanmış, yataktaki hastaya Prof. Karatay’ın lahmacun tavsiyesi gibi bir şey. Ama son 40 yılda İktisatçılar Haftası’nda biz neler konuştuk neler: Bir zamanlar söylediklerimizle hükümet uygulamaları arasında bir bağ vardı; Meclisler ve hükümetler çoğunlukla “üretilen hizmeti”, içtenlikle talep ederlerdi, kullanmaya çalışırlardı. Başbakanlarla bu etkinliklerde yüz yüze uygar insanlar gibi tartışırdık, sansürsüz.
Katılımcı demokrasi kısmen de olsa çalışırdı. Ama durum bugün çok farklı. Yönetim, TÜSİAD’dan işçi sendikalarına, Almanya’dan İran’a herkesle kavgalı. Yakınlaştıklarımız Körfez ve Afrikalı garibanlar.
Ama yine de demokrasiyi, akılcılığı, çağdaşlığı, laikliği ve insanlığı savunmayı sürdürmek zorundayız. İktidarı elinde bulunduranlar talep etmeseler bile...  


Yazarın Son Yazıları