Türkiye Avrupa’nın Neresinde?

11 Haziran 2012 Pazartesi
\n

- Türkiye Avrupanın hem içinde, hem dışında.

\n

- ABnin üyesi değil, AB kurumlarında yer almıyor, karar mekanizmaları dışında.

\n

- Ama AB kurumlarının aldığı ticari kararlara uyma yükümlülüğü altında; özellikle de AB dışı tüm dünya ile ilişkilerinde, haksız rekabet koşulları altındabulunmaya adeta mahkûm edilmiş durumda. Sanayicilerimiz, ihracatçılarımız yıllardır yakınıyorlar.

\n

- Demokratik olarak ve çağdaş değerler olarak ABnin hem dışında hem de çok uzağında.

\n

- Avrupanın Hıristiyan değerlerine ve geleneklerine karşı İslami yaşam tarzını topluma yaşatmaya çalışan bir iktidar var.

\n

- Sendikal haklar bakımından ABnin çok ama çok uzağında.

\n

- Kadın-erkek eşitliği ve kadın hakları açısından en gerilerde.

\n

- Sosyal örgütlenmeler AB standartlarının tamamen dışında.

\n

- Askeri yönden bakıldığında ise Türkiye Avrupadan fazla Avrupacı ve Batıcı. NATOnun en sadık ve güvenilir üyesi. Balkanlarda, Afganistanda, Lübnanda istenen talepleri yerine getirmiş. Arap Baharında en ön safta yer almış; bugün de Suriyeye karşı yapılacak bir operasyonda başı çekmeye hazır, beklemede.

\n

Ticari ve askeri entegrasyonlar iyi gidiyor; buna karşılık demokratik ve kültürel yakınlaşmalar yok. Bu zıtlıklar sorunlar yaratıyor.

\n

- Bir yönü ile ABnin (ve Avrupanın) tam içinde.

\n

- Öbür yönü ile tamamen dışında, adeta kaçıp bir köşeye saklanmış gibi.

\n

Eski bir politikacının ünlü bir ifadesi vardı; Ben ne içindeyim, ne de dışında. Türkiye de ABnin (ve Avrupanın) hem içinde hem de dışında bulunan bir ülke ve bu çelişkiyi bünyesinde buram buram yaşıyor.

\n

Avrupa (ve AB) açısından bir sorun yok; bu çelişkilerin faturası Avrupaya çıkmıyor, bedeli biz ödüyoruz.

\n

Onlar uyum süreci adı altında istediklerini yaptırıyorlar. Demokratik haklara, sendikal haklara fazla bulaşmadan işi idare ediyorlar.

\n

Türkiyeyi AB içine almadan istedikleri gibi denetimleri altında tutuyorlar. AB ile ilişkiler konusunda bugün Türkiye ikiye ayrılmış durumda;

\n

- Mevcut çelişkilerle işi sürüncemede tutup, AB süreci ile Avrupadan uzaklaşmak isteyenler var; aynı zamanda kendi işlerini içerde yürütüyorlar.

\n

- Öte yandan bir kesim, neredeyse Kurtuluş Savaşı öncesinde olduğu gibi; Avrupa mandası altına girelim de bu sayede Avrupaya yakınlaşmış oluruz, yoksa beterin beteri var diye düşünebilecek bir noktaya gelmişler.

\n

Dün de bugün de aynı

\n

Osmanlının son döneminde Türkiye-Avrupa ilişkileri birçok yönü ile benzer konumdaydı. Osmanlının son 80-90 yılındaAvrupalılaşmaaydınlar ve bürokratlar tarafından çağdaşlaşmanın ve demokratikleşmenin bir köprüsü olarak algılanmıştır.

\n

Alev Coşkunun yeni çıkan kitabı bu dönemin gelişmelerine ayrıntılı bir biçimde ışık tutuyor. (*)

\n

Bugün Türkiye Batı ile Ortadoğu (ve Asya) arasında sıkışmış durumdadır. Gerçek bir katılımcı demokrasinin kurulması için gerekli olan yeniden yapılanma girişimlerine başlanamadığı sürece bu çelişkileri azaltma olanağımız yoktur.

\n

Dün Nâzım Hikmetleri cezaevlerine göndermiştik; bugün de Fazıl Sayları toplum dışına itme noktasına gelmiş bulunuyoruz. Doğan Hızlanın 8 Haziran 2012de Hürriyette yazdığı gibi, Fazıl Say Türkiyedirdüşüncesine gelemediğimiz sürece ne demokrasimizi kurabilir ne de gelişmiş bir toplum düzeyine çıkabiliriz.

\n

Arap dünyası ile farklı ilişkiler

\n

Türkiye (ve Ankara) ile bazı Arap ülkeleri arasında özel ilişkiler kurulmaya başlandı. S.Arabistan ve Katar başı çekiyorlar. Bu da önümüzdeki dönemde yürütülecek stratejik bölgesel ilişkilerin ipuçlarını veriyor.

\n

Bu yeni açılımlar AB büyükleri ve ABDnin Ortadoğu politikalarına uyuyor. Bu arada Rusya ve Çin, Ortadoğu Arap dünyasına ilişkin pozisyonlarını netleştirmeye başladılar.

\n

6 Haziran 2012de Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov sert bir açıklama yaptı; Rusya ve Çinin, Suriyeye yapılacak bir dış askeri müdahaleye kararlı bir şekilde karşı çıkacağını belirtti.

\n

- Şanghay İşbirliği Örgütünün (ŞİÖ) Hindistan, İran ve Afganistan ile yakın işbirliği ve üyelik ortamını geliştireceğini belirtti.

\n

Bütün bu gelişmeler karşısında Ankaranın bölgede, Batıya daha da angaje bir konuma geldiğini görüyoruz.

\n

\n

(*) Devrimin İlk Karşıtları, Alev Coşkun, Cumhuriyet Kitapları, 2012

\n\n

Yazarın Son Yazıları