Modernizm, postu kime kaptırmış?

14 Temmuz 2021 Çarşamba

Postmodernizm, İlhan Mimaroğlu’na göre “Modernizmin postu kaptırmışıdır.” Peki, kime kaptırmıştır? Birincisi modernizm ölüme yenik düşmüştür. İkincisi “postmodernizm” adıyla fazlasıyla yeniliğe açılması da korkulu rüyamızdır. “Postmodernizm” sözcüğü ilk kez 1934’te duyulmaya başlanmış, 1950’lerde Angloamerikan edebiyatına girmiş, ardından mimaride kullanılmış, 1960’lı yıllardan sonra da felsefe, politika, tarih, ekonomi, edebiyat ve müzik gibi diğer sanat dallarında bir akım haline gelmiştir. 

Mimaroğlu’nun buluşçu kişiliği, bestelerine olduğu kadar, yazdığı müzik eleştirilerine, deneme ve anılarına da yansımıştır. O, sade besteci olarak değil, aynı zamanda müzik eleştirmeni, radyo programcısı ve esprili hatta kara mizah yüklü yazılarıyla bir düşünürdür. Bu hafta onun 9. ölüm yıldönümü. 11 Mart 1926’da doğmuş, 17 Temmuz 2012’de ölmüştü. Sanat tarihimizin ünlü mimarı Kemaleddin Bey’in oğludur. Bir yaşına varmadan babasını yitirmiş, mühendis olan üvey babasının evinde büyümüş, 1945’te Galatasaray Lisesi’ni, 1949’da Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş; Hayrullah Duygu’dan klarnet dersleri aldıktan sonra kendini bütünüyle müziğe adamış. 1955’te Rockefeller bursuyla Columbia Üniversitesi’nde Paul Henry Lang’ın müzikoloji ve Douglas Moore’ın kompozisyon derslerini almış; 1959’da yeniden ABD’ye giderek New York’ta The Record Hunter plak firmasında repertuvar uzmanlığı ve “Voice of America” radyosunda sanat eleştirmenliğine başlamış. 

1963 yılında Columbia Üniversitesi’nde Ussachevsky yönetiminde elektronik müzik konusunda master derecesini almış, Edgar Varése ve Stephan Wolpe ile kompozisyon çalışmış. Eşi Günör Mimaroğlu ölümüne dek onunla yaşamını ve sanatını paylaşmıştır.

PAKET LASTİĞİ 

Bowry Boom (Sokaktaki Serseri) başlıklı yapıtı sadece bir paket lastiğiyle çalınır. Onu pek çok konuşmamda çalmış ve dinleyenlere bu çalgı nedir, diye sormuştum. Hepsi de değişik şeyler söylemiş, genç bir öğrencim bilmişti! Hani paket lastiğini parmaklarınız arasına gerersiniz ve onunla oynarken pes bir ses çıkar ya. İşte İlhan Bey o seslerle sokakta gezen bir serserinin devinimini yansıtmıştı. Ben konuşmalarımda onu çok örnekliyorum dediğimde, “Aman o da Für Elize gibi çok popüler oldu, çalmayın artık” demişti. 

5 Ocak 1995 tarihinde onunla yaptığımız bir radyo programı söyleşimizin özgün metnini kaydetmiştim. Orada müziği bir sinematografi olarak adlandırıyordu. 

Geleneksel çalgılardan sonra elektronik müziğin, çalgı müziğinde olmayan seslere nasıl olanak yarattığını anlatmıştı. Ses şeridi üzerine saptanmış bir elektronik beste, dinleyicinin “o şekli ile” bir daha duyamayacağı bir yapıt değil, tam tersi, aynen “o şekli ile”, değişmezcesine, duyacağı bir yapıttır. Değişmezliği açısından tıpkı bir resim, bir heykel, daha da yakın bir benzetmeyle, bir film gibidir. Ne ki, o yapıtın plak üzerinde ya da ses şeridi üzerinde, dinleyicinin elinde bulunması gerekir. Bir dinleyişten öbürüne değişen bir şey varsa, bu dinleyicinin kendi algılarıdır.

“Müzik, sinematografik bir olaydır: Elektronik ortamda gerçekleştirdiğim ve Görsel Çalışmalar adını verdiğim, her biri bir ressamın belirli bir yapıtından esinli parçalarım var: Jean Dubuffet, Arshile Gorky, Jackson Pollock gibi. Yalnız görüyor değil, hem de işitiyordum bu resimlerdeki renkleri, çizgileri, biçimleri. Bir isteğin ürünü olmayan, çalınmamış, yayımlanmamış, plağa alınmamış müziklerimi yok ediyorum. Yüz yıl sonra ortaya çıkacak bestelerim olmayacak. Umarım ki kıyıda köşede unuttuğum bir şeyler kalmamıştır!” İlhan Mimaroğlu ile tatlı/acı, ne çok anı biriktirmişim! Örneğin ilk karşılaştığımda kapıyı açıp hoş geldiniz demeden belki 100 tane resmimi çekmiş, “Bunları size göstereceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz” demişti. Belki de Türkiye’ye son gelişiydi. O kadar çok sigara içiyordu ki! “Ancak sigara içen bir pilot bulabilirsem onun kabininde gelebilirim” diyordu. Bulamadı, gelemedi. Öldüğünde New York’taki ünlülerin mezarlığına gömüldü.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları