Orkney adalarının ıssızlığı

23 Mart 2016 Çarşamba

Müzik tarihinde İngiltere’nin ilginç bir yeri vardır: Rönesans ve Altın Çağ’daki polifonik koroların bestecilerini yetiştirmiş, Barok dönemde “Masque” adı verilen müzikli tiyatronun öncüsü olmuş, John Blow, Henry Purcell gibi bestecilerle Barok dönemini zenginleştirmiş, Haendel’i Almanya’dan ithal etmiş. Georg Friedrich Haendel, adını bile George Frederic Handel olarak İngilizvari yazmış ve İngiliz vatandaşlığını kabul etmiş; sonra da onların toplu şarkı söyleme geleneğinden yola çıkarak düetler, şarkılar, oratoryolar, operalar bestelemiş. Öldüğü zaman bir ulusal kahraman gibi uğurlanmış.
Ama ne kadar ilginçtir ki, Handel’in ardından neredeyse 200 yıl, taa 20. yüzyıla kadar, İngiltere’de adını duyuran bir besteci yetişmedi. Ancak 20. yüzyıl başlarında, Ralph Vaughan Williams, Gustav Holst, Edward Elgar gibi bestecilerle yepyeni bir İngiliz müziği oluşmaya başladı. Çağ ilerledikçe Benjamin Britten, Michael Tippet, Peter Maxwell Davies gibi isimlerle İngilizler bugünün müziğine öncülük ettiler, şimdi müzik dünyasından onca yıllık uzaklığı hızla kapatmakta ve nice yeni akıma öncülük etmekteler. Yalnız klasik müzikte değil, caz ve popüler müzik alanında da 1950’lerden beri alıp yürüdüler: Beatles, bir efsane yarattı. Müzikallerden heavy metal’e, acid rock’a kadar İngilizler başı çektiler.

Çağın öncülerinden
Geçen hafta ölen İngiliz besteci Peter Maxwell Davies (1934-2016) üretken yaratıcılığıyla 20. ve 21. yüzyıl müziğine yön vermişti. Onun adı da Elgar, Tippett, Britten, Birtwistle gibi İngilizlerin ve Berio, Xenakis, Nono, Takemitsu, Ligeti, Lutoslawski gibi bu çağın öncülerinin arasında yer aldı. Oratoryolar, kantatlar, büyük senfonik yapıtlar, opera, kabare, tiyatro bale müzikleri yanı sıra gençler ve çocuklar için de müzikli tiyatrolar ve koro yapıtları bestelemişti. 60 yıldan fazla eşit aralıklarla durmadan üretmişti. Çağdaş yöntemlerin tümünden yararlandığı gibi 13.yüzyıl monodilerinden, 16. yüzyıl Hollanda resminden, Haydn ve Beethoven’dan, Sibelius’tan, Debussy’ye kadar geniş bir esin paleti vardı.

Son derece üretken
Birthwistle, 1970’ten sonra yaşamını İskoçya’nın kuzeyindeki Orkney takım adalarında geçirmişti. Yörenin ağaçsız ve sakin doğası, çullukların dalışları, güneşin doğuşu, besteciye esin kaynağı olmuştu. İlk senfonisinden itibaren pek çok yapıtı bu doğadan etkilenmişti. İkinci Senfonisi de Orkney adalarının ışığından ve dalgaların deviniminden esinlenmiş ve Antarctica Senfonisi’ne temel olmuştu. Bu son derece üretken bestecinin operaları ise başlı başına bir çığır açtı: Mr. Emmet Yürüyüşe Çıkıyor, Myddfai Doktoru, 11 Numaralı Otobüs, gibi sürrealist operalarının yanı sıra, Deli Kral İçin 9 Şarkı, gibi toplumsal baskıya başkaldıran nice sahne yapıtı da var. Bale yapıtları ise çok ağırbaşlı ve karanlık konularıyla dikkat çeker. Orkney adalarında yaşayan ressam, şair ve kimi entelektüel kişiyle dostluğu da yaratıcılığını perçinlemiş. 2004’te “Sir” unvanını almış ve “Kraliçe’nin Müzik Yönetmeni” olarak Birleşik Krallık’taki en yüksek müzik onuruna ulaşmıştı. Yapıtları dünyanın her yerinde en ünlü orkestralar ve şefler tarafından yorumlanmıştı.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları