Feyzi Açıkalın

AKP’den önce…

26 Haziran 2020 Cuma

AKP sonrasını tartışadururken, aynı partinin bir milletvekili olan Özlem Zengin’in, “AKP gelene kadar kadın kelimesinin adı yoktu” cümlesi bizi daha öncesini düşünmeye itti.

İlk akla gelen, Duygu Asena’nın “Kadının adı yok” kitabıydı. Tema aynı gibi görünse de milletvekili Zengin, Asena’nın onurla ve sahiplenerek söylediği “kadın” sözcüğünü yalın olarak kullanmaktan çekiniyor, onu eğip bükerek, “kadın kelimesinin adı” diyordu.

Çünkü Asena’nın tanımlayıp, hakkını savunduğu kadın ile AKP milletvekilininki aynı değildi. Asena tam 33 yıl önce, daha AKP anasının karnındayken cinsellikten, kadının birey olarak öne çıkması gerekliğinden bahsediyordu. AKP’nin anladığı gibi evin içine hapsedilmesinden değil.

Asena’nın erkek arkadaşları da kadın diyordu, şimdinin badem bıyıklıları gibi “hanımefendi” değil. Asena, “kadın regl olduğunda utanmamalı, bunu kutlayabilmeli” diyordu. Şimdikiler oğlan çocuğunun sünnetine “erkek oldu” diye yaklaşıyorlar…

AKP öncesinde başka şeylere de rastlamamıştık. Örneğin din ve bayrak üstüne yine politika yapılıyor, insanlardan bu yol ile oy isteniyordu ama yoksulun avanta ve sadaka ile rızası alınmıyordu. Daha açık anlatımla, insanlar çalışmadan küçük gelirlere razı edilmiyor, potansiyel birer oy deposu haline getirilmiyordu.

Türkiye yine bir lider ülkesiydi. Liderin popülist söylemleri özellikle kırsal bölge seçmeninin oy tercihini belirliyordu. Ama ona tapılmıyordu. Dahası, o lider korku saçmıyordu, eleştirilebiliyordu.  

Korku kurumsal bir nitelik kazanmamıştı. Lider tekil görünse de, gazabının nelere yol açacağı görünmez bir hiyerarşi ile muhataplarına ve halka aktarılmıyordu. Halk bu anlamda sindirilmemişti.

Ülkede mahkemeler vardı. Hukukun üstünlüğü halkın en büyük güvencesiydi. Halk hukuğun işleyişini, “Şeriatın kestiği parmak acımaz” naifliği ile yorumluyor, gerçek şeriatın ülke bütününe yerleştirilmesi korkusunu duymuyordu.

İnsanları olumsuz yanlarıyla tanımlarken ahlaksız, hırsız ve benzeri kelimelerin kullanımı yeterliydi. Bunlardan daha basit gibi görünen ama hepsini kapsadığı gibi, erişilmez de bir tanıma bürünen “kötülük” kelimesi henüz dolaşıma girmemişti. Kötülüğün iktidarı söz konusu değildi.

AKP öncesindeki hiçbir iktidar döneminde yağma bu denli yasal zemin bulmamıştı. Aynı zamanda bir rıza üretim aracı da olan yağma yukarıdan aşağı doğru her erk sahibine bu açıklıkla, bir üsttekinin hesabının sorulmaması adına önerilmemişti.   

AKP’den önce ülke insanı geleceğe ilişkin hayal kurabilmekteydi. İyi kötü her yurttaşın, gerçekleşeceği konusunda kesin bir inancı olmasa da bir gelecek tasavvuru vardı. Bu ülke insanının düşleri çalınmamıştı.

İnsanlar siyasi inanış çerçevesinde bir diğerine düşmanlık besleyebiliyordu. Ama bir lider karşıtlığı ya da taraftarlığı üstünden kamplaşma hiçbir dönemde yaşanmamıştı.

Özet olarak, Türk siyasi tarihinde hiçbir dönem bir milat olarak, daha sürüdürülmekteyken saptanmamıştı. Kötülüğe mi iyiliğe mi evrileceği henüz bilinmeyen bir milat olarak…


Yazarın Son Yazıları

AKP’den önce… 26 Haziran 2020
Babayı hatırlarken 21 Haziran 2020