Feyzi Açıkalın

Anlaşıldı, kalan sağlar sizindir

29 Mayıs 2020 Cuma

Son Ulusa Sesleniş’te birbiri ardına sıraladığı iki önemli cümle vardı. Birincisinde, “Salgın sonrası kurulacak yeni sistemin Türkiye’ye yeni fırsatlar sunacağını” belirtmekteydi.

 İkincisi daha önemliydi: ‘Rabbimizin, “Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır olabilir” emri ilahisine İnşallah bir kez daha mazhar olabileceğimiz bir süreci yaşıyoruz’ dedi.

Buradaki “şer” yani kötülük tabii ki COVID-19 idi ve yaşanan sürecin sonunun hayırlara vesile olması beklenmekteydi. Yani coronavirüs tam da zamanında gelmiş “Allah’ın bir lütfu” olarak kabul edilebilirdi.

Ekonominin çökmekte olduğu bir zaman diliminde COVID-19 hızır gibi yetişmişti. Sokağa çıkma yasağı ile önce yaşam yavaşlatıldı. Bu, bir tür OHAL provası fırsatı da veriyordu. Ama çarkları döndürenler önlemlerden azade kılındı. Onlara bir şey olmazdı.

Yıllardan beri cebine birkaç kuruş konarak rızası alınanlar için yine aynı yönteme başvuruldu. PTT önlerinde salgına aldırmadan sıraya dizilenler, aslında sosyal bir devlet için utanç nedeni olmalıydı. Ama halkının boğazını tok tuttuğu gerekçesiyle bu sıralar övgüye döndürüldü.

 Kentli ise evlere kapatılarak esir alındı. İlk kez tanık olunan bu gerçek üstü yaşam insanları bir anda eylemsizliğe, tembelliğe de sürükledi. Tehlike burada baş göstermişti: Halk evde mahpus olmaktan yakınsa da, o acayip dinginliği benimsemeye başlamıştı. Neredeyse tembelliğe övgü düzecekti.

En katı gerçeklik olan toplu ölümlerin, siyasetin usta algı yönetimi ile sıradanlaştığı, gittikçe kabul gördüğü sürreal günler yaşanmaktaydı. Her akşam bir maç skoru gibi verilen ölüm raporları insanları adeta paralize etmiş, ülke gündeminden uzaklaştırmıştı.

Evde yapılan ekmek videoları, balkondan çekilen görüntüler, araya sıkışan bayram kutlamalarına ilişkin mesajlar sosyal medyada paylaşılırken, göklerden inen bu ilahi iyilik ile cehenneme giden yolun taşları döşenmeye başlamıştı bile.  

Öncelikle, diğer ülkelere karşı salgını yönetmekte ne denli başarılı olduğumuz üzerine bir algı geliştirildi. Sonra da, siyasi muhalefet de dahil olmak üzere her karşıt kurum ile çatışma yükseltildi. Yapay, gündemi saklamak üzere oluşturulduğu zannedilen her aksiyon, aslında zamanı geldiği için sergilenmiş bir planın parçasıydı.

Demokrasileri yerleşik olsa da, yeni düzenin dayattığı sağcı popülist liderlerle yönetilen ülkelerin içler acısı hali işlerini kolaylaştırdı. Dirayetsiz liderlerin akıl almaz beceriksizlikteki yönetimlerinin sergileniyor oluşu karşılaştırma olanağı verdi. Biz çok iyiydik!

Karşılaştırma, güvenlik güçlerinin karantina koşullarına uymadığı var sayılan halka uyguladığı zorbalık görüntüleri ile de sürdü. Örneğin, Amerika’daki siyah derili bir insana yönelik polis şiddeti infial yaratırken, ülkemizdeki benzerleri halkımızın kural tanımazlığı ile haklılaştırılabiliyordu.

Üçüncü ayının sonuna gelirken, salgının ülkemizdeki süreci berraklaşmaya başlamıştı: O sözü edilen platodan iniş beklenenden daha uzun sürecekti. Güney Kore, Çin, Tayvan gibi ülkelerdeki çok sert inişler yani iyileşmeler bizde görülmemekteydi.

O zaman, başlarda sözü edilen sürü bağışıklığını tam anlamıyla devreye sokmanın zamanı gelmişti. Sürgüler çekildi, kapılar açıldı. Doğal eleme için alan yaratıldı. Zayıf olanlar zaman içinde elenecek, kalan sağlar ile yola devam edilecekti.

Razı edilmiş, bu kısa süreç içinde bile hızla yoksullaştığını anlamayan halk ve gittikçe çözülmeye başlasa da her daim arkasında duran betonlaşmış kitle, kendilerine bile gerek duyulmayacak bir seçim sonrasının Türkiye’sini oluşturacaklardı. Koma halindeki sağlar olarak… 


Yazarın Son Yazıları

Hilafette turizm 21 Temmuz 2020
AKP’den önce… 26 Haziran 2020
Babayı hatırlarken 21 Haziran 2020