Feyzi Açıkalın

Coronavirüs’te kırkımız çıkarken aşerdiklerim

20 Nisan 2020 Pazartesi

Coronavirüs’ün ülkemizdeki varlığı 40 gün önce, “yeniden doğuşun” müjdelendiği bir Nev Bahar gününde açıklandı. Nasıl bir paradoksun içine düşüldüyse o günden sonra, bebeğin sakınılacağı “lohusa dönemi” yerine, başka baharları da görebilsin diye erişkinlerin naftalinlenip bir köşeye kaldırıldığı “karantina günlerine” girilmişti…

Bırakın yeniden doğmayı, katar katar ölümlere gidilen bir dönemin başlangıcı oldu bahar. Ölüm sayılarının bir maç skoru gibi açıklanmasının kanıksandığı günler yaşandı, yaşanıyor.

Yaşı ve başı gereği böyle kaoslara teşne olan ve kaoslarda stand-by konumunda kalmayı becerebilen birisi olarak, “şükür seanslarım” durumu idare etmede yeterli geldi. Ama Pagan mirasımın baskınlığı gereği, yeniden doğamasam da, mutlaka tazelenebilen bana, baharı yaşayamamak koydu doğrusu.

Başka olumsuzluklar da var tabii ki… Rutin, gündelik; ucunda ölüm tehlikesi taşımayan, en fazla ruhsal ya da fiziksel sağlığımı kaybetme olasılığı olan endişelerimi ve onlarla mücadele etmek adına gücümü toparlama halini özledim…

Her ne kadar sıkıntılı günleri saymaktan vazgeçmediysem de, dondurulmuş gibi görünen zaman dilimi içinde geleceğe ilişkin plan yapmayı bıraktığımı gördüm. Dahası, o durduğu var sayılan zaman içindeki önemli anları bile gereğince yaşayamadığımı farkettim.

Hani, “hobileriniz olsun” deniyor ya; karantina günlerinde ruhsal tedaviye yönelik hobi geliştirip, onu günün rutini yapma önerilerinden hoşlanmadım. Hobilerimi, kendimi ayrıcalıklı hissettiren ölçekte gerçekleştirebilmeyi özledim.  

Tuhaftır; şehrin curcunasını, gürültüsünü, yanımızdaki meyhanemsi mekanın kötü sesli şantörünü bile arar oldum. Ait olduğum, selam alıp verdiğim kalabalıklara karışmayı özledim.

Okuduğumu anlamayı, dinlediğimi algılamayı; dahası yaşama daha fazla odaklanmayı, adrenalin hormonumu yükseltecek yıpranmaları göğüslemeyi özledim.

Aslında bir zul olan, günlük giysi seçimini özlerken, pijamalarımdan nefret eder hale geldim. Karantinanın tekdüzeliğinden kurtulma adına her gün mutlaka traş olmaya özen gösterdim. Böylece hafta sonralarına ayırdığım traş olmama ayrıcalığımı özler hale geldim.

Yaşam enerjisi verdiğine inandığım telaş halini, abartılı reaksiyonlarımı, anlık gerginliklerimi, dolaysız sevinçlerimi; tüylerimin diken diken olmasını, ürpermeyi, çalan bir müziğe ıslıkla eşlik etmeyi özledim.

En kötüsü, mesleğimi yapamamaktı. Hala kendimi ifade etmekte etmekte en büyük araç saydığım, saygıyla önünde eğileceğim işimden daha ne kadar uzak kalacağımı düşündüm. Mesleğime ne zaman son vereceğimi kendimin belirleyeceğini zannettmekteyken, virüs yüzünden onunla aramıza soğukluk girme endişesi beni ürküttü. Bir de, sokağa çıkma yaşı eşiğine tez zamanda ulaşacak olmamın getirdiği endişeyle mesleğimi daha çok özler oldum…


Yazarın Son Yazıları

AKP’den önce… 26 Haziran 2020
Babayı hatırlarken 21 Haziran 2020