Feyzi Açıkalın

COVID-19’lu yaşamda ilk altı ay

12 Eylül 2020 Cumartesi

Türkiye Coronavirüs ile, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 11 Mart Çarşamba günü, saat 00:53 civarında yaptığı açıklama ile tanıştı. Ne ilginçtir ki bakanın açıklaması, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Direktörü Dr. Ghebreyesus tarafından COVID-19’un pandemi yani “küresel salgın” olarak duyurulduğu güne denk gelmişti. 

Aslında bütün dünya gibi Türkiye’deki ilgililer de, ocak ayından beri salgından haberdardılar. Özellikle havalimanlarında bir takım önlemler alınmaktaydı. Ama salgının çıkış yeri olduğu var sayılan Çin’in Wuhan kenti ile İstanbul arasındaki 7.472 kilometrelik uzun mesafe, belli ki virüsün Türkiye’ye zor ulaşacağı yönünde bir iyimserlik oluşturmaktaydı!

İLK AÇIKLAMALAR

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın 15 Şubat’ta yaptığı bir açıklama, Türkiye’yi yöneten siyasal rejim tarafından COVID-19’un ilerdeki süreçte nasıl bir lütuf olarak karşılanabileceğinin, ondan nasıl yararlanılabileceğinin ipuçlarını veriyordu. Varank, “Bu virüsün negatif etkilerinden daha çok pozitif etkilerini görebiliriz” demekteydi. Pozitif etkiler! 

“Herkesi aşılayıp kısırlaştıracaklar” diyen Abdurrahman Dilipak’tan tutun da, “Üretilmiş bu virüs ile seçkin bir ırk oluşturacaklar” diye yazan İbrahim Karagül’e; “Salgının arkasında Siyonizm olduğunu” fısıldayan Fatih Erbakan’a kadar olan dar yelpazedeki düşünürler ilk görüş belirtenlerdi.

Asıl önemli iki açıklama Cumhurbaşkanı ve Sağlık Bakanı’ndan geldi. Sağlık Bakanı Koca 2 Mart’ta “İçimizde Coronavirüs taşıyanlar olabilir. Görülmesi felaket anlamını taşımıyor” demişti. Bu söz onun virüsü başlangıçta ne denli hafife aldığının ya da öyle davranmak zorunda hissettiğinin bir göstergesiydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Mart’taki, “Diyanet İşleri Başkanı ile görüştüm. Sarılmaları önleyelim” sözü, Diyanet kurumunun salgın boyunca üstleneceği rolün habercisiydi. 

FAHRETTİN KOCA VE TWİTTER

Sağlık Bakanı Koca ilk açıklamalarını saat 23:00 ile 24:00 aralığında, insanların yaşam temposunun en düşük olduğu zaman diliminde yapmayı tercih etmekteydi. Bu anlayışın “halkın infiale düşmemesi adına” sürdürüldüğü düşünüldü. Daha sonraki günlerde salgına ilişkin göstergeler bir tablo halinde bakanın kişisel twitter hesabından, her akşam saat 19:00 gibi yayınlanmaya başladı.

Günlük coronavirüs tablosu, yeni Türkiye’nin rengi olan turkuaz bir fon üstünde yer alıyordu. Nasıl, artmakta olan yabancı para kurları için hayali direnç noktaları oluşturuluyor ve bu inat uğruna ülkenin hazinesi boşaltılıyorsa, günlük kayıplar ve bulaş sayıları da, örneğin 100 ve 1000 rakamlarını bulmakta zorluk çekmekteydi.

Sağlık Bakanı, çalışmalarıyla muhalefet tarafından da övgü aldı. Bakan basın toplantısında yandaş olmayan basından da sorular alması ve her soru sonrasında teşekkür etmesiyle, belki de bu övgüye mazhar oluyordu.

İlerleyen haftalarda aforizmalarıyla bir twitter fenomeni haline gelen Koca’nın takipçi sayısının hızla artarak Erdoğan’ı geçecek olması bir sorun haline geldi. Koca, basın toplantısındaki sorulara verdiği yanıtlarda, alınacak önlemler konusunda iplerin kendisinde olmadığını ustaca hissettirmekteydi.

İLK İKİ AY

En az iki ay öncesinden bilinmesine rağmen, salgının ilk haftaları büyük bir şaşkınlık ve kargaşa halinde geçti. Çok basit bir maske dağıtımı sorun haline gelmişti. Sonradan, kaos halinde geçen Mart ve Nisan aylarında yurt dışına 14 milyon maskenin gönderildiği anlaşıldı.

Salgın döneminin ruhunu anlatan en net açıklamalardan birisi Trabzonspor kulübü başkanı Ahmet Ağaoğlu’ndan geldi. Ağaoğlu, “Futbol liglerine uzun süre ara verilirse boşanma davalarına bakacak avukat bulmakta zorluk çekilebileceğini, futbol oyununun çok önemli bir deşarj görevi de olduğunun unutulmaması gerektiğini” söylemekteydi.

Salgının ilk ayı dolarken, pozitif çıkan hasta sayısı ve ölümlerde tepe noktasına ulaşıldı. Evlere gönderilen, üstünde Recep Tayyip Erdoğan ibaresi olan kolonya paketleri; geceleri, hatta gündüzleri de camilerden yüksek sesle okunan selalar; Bakan Koca’nın twitter uyarıları işe yaramıyordu.

Nisan ortasında ikişer günlük sokağa çıkma yasağı gelmeye başladı. Bir de, topun ağzına ilk konanlar 65 yaş üstü oldu. Sonrasında, her ne kadar gençlerin taşıyıcı olduğu anlaşılsa ve onlara da kısıtlama getirilse de yaşlıları koruma adına getirilen önlemler yaşam haklarını elinden alıcı nitelikteydi.

Televizyon kanalları sürekli olarak halkın önlemlere nasıl uymadığını göstermeye odaklanmıştı. PTT kuyruklarındaki, başvuruları sonrasında devletin öngördüğü cüzi para yardımını alabilme çabasındaki insanları görüntülüyorlardı. Ya da maskesini koluna takanlarla alay ediliyordu. 

Belediyeler siyasi anlayışına, örgütlenme becerisine göre önlemler aldılar. İstanbul gibi büyükşehir belediyelerinin yardımları siyasi iktidar ile çatışıyor gerekçesiyle engellenmeye çalışıldı. Belediyeler meşrebine göre ya bandolar ya da mehteran bölükleriyle, kısıtlama günlerinde halka müzik ziyafeti çekti.

1 HAZİRAN’LA GELEN NORMALLEŞME!

Ekonominin zorlamasıyla, 1 Haziran’da düğmeye basılmış gibi bütün önlemler gevşetildi. Plajlar, restoranlar, AVM’ler açıldı. Ateş ölçerli günler başladı. 12 Haziran’da, durduralan futbol ligi başladı. Camiler ibadete açıldı.

Derken, mayıs sonuna doğru azalmaya başlayan vaka sayıları haziran ortalarında yine 1500 sayısını bulmuştu. Ama artık dönüş yoktu. 

Vaka ve ölüm sayılarının gerçeği yansıtmadığı inancı halk arasında çok yaygınlaşmıştı. Örneğin, Adalet Bakanı yardımcısının, “COVID-19’dan cezaevinde ölen olduğunu söylemiyorum, hiç olmadığını da söylemiyorum!” şeklinde verdiği demeç gibileri kafa karıştırıyor, mide bulandırıyordu.

18 Haziran’da Bakan Koca’dan yine müthiş bir aforizma geldi: Virüse karşı elimizde bir koz var; yakalanmamak!

Sanayi Bakanı Varank’ın 12 Haziran’daki demeci de Koca’dan geri kalmazdı: Coronavirüs’e karşı yerli ve milli bir ilaç ürettik!

Gittikçe artmakta olan cari açığa karşı tek çare sıcak turizm döviz geliri idi. Bu konuda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, turizm bakanının da görevini üstlendiği görüldü. Çünkü, Avrupa Birliği’nin seyahat kısıtlaması önlemlerinin siyasi nedene dayandığı da var sayılıyordu. Sonrasında, öyle olsa da Avrupa ülkelerinin Türkiye’deki açıklanan vaka sayılarına inanmayarak kararlar aldığı anlaşılacaktı.

Dışişleri bakanı ve turizm bakanı bu amaçla Almanya’daki mevkidaşları ile görüşme yaptılar. Görüşmelerden sonuç alınamadı. Sonuçta 1 Temmuz günü dışişleri bakanlığı AB’nin seyahat kısıtlamalarına tepki göstererek, hayal kırıklığı duyduklarını belirtmekle yetindiler.

KURBAN BAYRAMI SONRASI

Ülkenin turizm kazançlarından yoksun kalacağı anlaşılınca iç turizm hareketi ile ekonominin hareketleneceği varsayıldı. Özellikle yurt dışından gelen gurbetçilerin Anadolu’da düğünleri hızlandırması ve ardından sahillere akın etmesiyle turizm hareketi başladı.

Önlem yorgunu Anadolu insanının her türlü yasağı hiçe sayarak düğünlerde boy göstermesi ve kurban bayramı hareketliliği sonrası vakalar birden artışa geçti. Cumhurbaşkanı Erdoğan vakalar artsa da salgının kontrol altında olduğunu her fırsatta söylemekteydi. 

Erdoğan’ın 13 Ağustos’ta söylediği, “Komada yatmaktansa, eğlenceye ara verin!” sözü cumhurbaşkanının önlemlere uymayanı suçlama konusundaki önceliğini gösteriyordu. 

Bakan Koca 19 Ağustos’ta sarf ettiği, “Tarihte son bulmamış salgın yoktur!” özdeyişi ile bir kez daha yüreklere su serpti.

SONUÇ

Eylül’ün 11’inde, salgının ilk altı ayının dolduğu gün sonrasında neredeyse başa dönüldüğü görülüyor. Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ekonomiye ilişkin tabloları açıklarken salgının ardına sığındığı, buna rağmen ileriye dönük iyimser tahminlerinden vaz geçmediği dönemler yaşanıyor.

Halkın “görülmemiş bir ekonomik büyüme yaşandığı” söylemleriyle daha sık karşılaştığı, milyonlarca öğrenciyi ilgilendiren eğitim sorununun çözümünün hala belirsizliğini koruduğu günlerdeyiz. Sağlık Bakanı Koca’nın aforizmaları ve devleti yönetenin iyimserliğinin ne kadar geçerli olacağının merak edildiği zor günler…


Yazarın Son Yazıları

Hilafette turizm 21 Temmuz 2020
AKP’den önce… 26 Haziran 2020