Algıdan Kuşkudan Uzak

25 Nisan 2018 Çarşamba

Herkes merak ediyor. Taksi şoförü merak ediyor. Bakkal, manav, bankada çalışan Tijen Hanım, Oktay Bey merak ediyorlar. Sabahın alaca karanlığında sokağı süpüren Mehmet Usta, biz usta diyoruz ona, o da bize ağız alışkanlığı Hocam der, merak ediyor. Neyi merak ediyorlar? İkinci turda kim kazanacak onu merak ediyorlar. Birinci tur onların gözünde tamamdır. Ama içlerinde yine de bir kuşku var. Benim kaç gündür yazmaya çalıştığım, bu kazansak da vermezler algısı derin bir kuşkuya dönüşmüş durumda.

***

Bu kuşkuda haklı bir yan hiç yok mu? Var, evet, itiraf etmek durumundayım. Ama kabul etmek durumunda değilim. Akşener’in partisinin önünü kesme çabalarının bir türlü bitip tükenmeyişinden de bellidir ki, iktidar partisi yitirme telaşındadır, elinden ne geliyorsa, yasa masa dinlemeden yapmak çabasından vazgeçmiyor. Topu bir kere daha Yüksek Seçim Kurulu’na iadeli taahhütlü havale ediyor. Adeta “ne yap yap kes şu partinin önünü” der gibidir. Gibi midir?

***

Her neyse ama artık zordur; bu türden çabalar arttıkça Akşener partisinin de şansı artmaktadır. Bu arada kuşkusunu dile getiren umutsuzluğa kapılanlar aynı zamanda birinci tur konusunda da oldukça kesin konuşuyorlar. Peki, bu nasıl oluyor, diye sorduğunuzda da algının da kuşkunun da kaynağını keşfediyorsunuz. “Kesinlikle istemiyoruz”, birinci turun sloganıdır. Vermez bunlar ise deneyimin dile gelişi. O kadar çok şey duydular ve hep tersi oldu. Bu kez de seçimlerin söylendiği gibi dürüst bir şekilde yapılabileceğine inanamıyorlar. İkinci turun bu algıya dayalı kuşkusunun sloganı da böylece şekilleniyor: “Vermezler.

***

Verirler mi vermezler mi” tartışmasını dile getirenler, örneğin yukarıda isimlerini saydığım yurttaşlar kendilerini üçüncü tekil şahıs yerine koyuyorlar. Oysa onlar bu kendilerine dayatılmış oyunun etkin karar sahibi öznesidirler. Bunu kavradıkları ay, gün, dakikada algı da kuşku da ortadan kalkacak, algının yerini kılgı yani eylem, yani sandığa sahip çıkma, kuşkunun yerini kararlılık alacaktır.

***

Bu yazıyı her zamankinden daha kısa tutmak zorundayım. Çünkü şimdi Cumhuriyet gazetesi davasında yargılananlar ve bu yargılama ile “gerçekleri yazan, korkmayan Cumhuriyet her devirde yargılanır, vurulur, engellenir” kuralını bir kez daha doğrulamış olan arkadaşlarımla birlikte Silivri Kapalısı’na doğru yola çıkacağız. Ağır Ceza’nın yargıçlarına savcının ne kadar uydurma bir iddianame ile karşımıza çıktığını, esas hakkında mütalaanın da bir kere daha yargılananın gazetecilik olduğunu kanıtladığını anlatacağız.

***

Siz bu yazıyı okurken ise bir günü geride bırakmış, seçimlere bir gün daha yaklaşmış olacağız. Algıdan ve kuşkudan uzak, tehlikenin farkına vararak vereceğiz kararımızı ve oyumuzu.


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018