Dipten Gelen Dalga

13 Mayıs 2016 Cuma

Türkiye, “durumdan memnun olanlar” ve “bu böyle gitmez, dur demek lazım diyenler” olarak ikiye bölünmüş durumda. Bu bölünmenin niceliksel hesabı doğrusu çok önem taşımıyor. Duruma itirazların niteliği, hadi eski dilden yazalım Osmanlı’ya pek meraklı olanlar da anlasın, keyfiyeti; taşıdığı ya da taşıyabileceği kararlılığı, radikalliğiyle ölçülmelidir. Tarih böyle yazdığı için söylüyorum; keyfim böyle istediği, işime böylesi geldiği için değil.

***

“Bu gidişi dur demek lazım” diyenler arasındaki ciddi, esası ilgilendiren bir başka bölünmeden de söz etmek gerekir. Bu bölünme de “iyimserlerle” “kötümserler” arasındadır. Kimimiz, “durum iyi değil, daha da kötüye gidecek, daha dibe vurmadık” derken, kimimiz de “daha kötüsü ne olabilir, işte diktatörlüğün kuyusunda, koyusundayız, bakın ana muhalefet partisinin lideri ünlü Alman gazetesine ‘Türkiye’de bir diktatörlüğün hüküm sürdüğünü’ adıyla sanıyla söylemiş, daha ne olsun” demekteyiz. İyimserliğimiz durumun kötülüğüne dair bu nesnel saptamadan kaynaklanıyor.

***

“Daha dibe vurmadık, gör bak daha başımıza neler gelecek” diyenlerin bir kesiminin, hiç gelmeyecek Godot’yu bekler gibi bir halleri var. Tümüyle haksız oldukları söylenemez; çünkü tarih de gösterdi ki “dibin dibi” her zaman vardır ama kuşkusuz tarih ilerlemenin de tarihidir; biz o tarihin aynıyla yinelenemeyeceğini, Batı’nın diktatörlerine değil daha çok Doğu’nun despotlarına özenenleri bir tür hayal kırıklığının beklediğini söylersek pek mi determinist, pek mi iyimser sayılmalıyız.

***

Sayılalım; gerçekçiler için bunun çok da fazla bir anlamı olmaz. Onların yani bizlerin eskimeyen düsturu; “insanlığın önüne ancak çözüme bağlayabileceği sorunları koyacağına” dair usta sözüdür. Der ki usta; “Her zaman görülecektir ki, sorunun kendisi, ancak onu çözüme bağlayacak maddi koşulların mevcut olduğu ya da gelişmekte bulunduğu yerde ortaya çıkar.” Orada mıyız, bilemiyoruz. Bu ünlü tezin gerçekle ilişkisi iyimserliğimizin kaynağıdır. Ama bu kadar da değildir...

***

Yalnızca usta sözünü aktarmanın, huşu içinde beklemenin derin, uhrevi sessizliği içinde eriyip gitmek de mümkün. Kötümserliğin böyle bir eksisi, iyimserliğin de ihmal edilmez bir artısı var kısacası. Sevgili Can Soyer, İleri Haber’deki okunmadan geçilmemesi gereken yazısında “Türkiye’de solun devrimci ve mücadeleci, yıkıcı ve aynı zamanda yapıcı/kurucu bir iradesi, kararlılığı, aklı ve geçmişi, yani ruhu vardır. Mesele, bu ruhu özgürleştirme cesaretini göstermektir” diyordu.

***

Böyle söyleyince “daha dibe vurmadık” diyen arkadaşlar da elleri kolları bağlı oturuyorlar anlamı çıkmasın ama umudu kırılanlara söyleyelim; kemiyetin keyfiyete, niceliğin niteliğe dönüşmesinde ruhların özgürleşmesinin önemi büyüktür. İyimserlik mücadele ruhunu besler; kararlılık yoldaki engelleri temizler. Öyle görünüyor ki ortada bir sorun var ve bu sorun çözülecektir. “Zamanı geldi mi” diye soran olursa, somut durum saptamalarına insanın bilinçli eylemi yol verir diyelim ve ekleyelim...
Spinoza’nın dediği, Can’ın aktardığı gibi; “Cesaret ruhun özgürlüğüdür.”


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018