Halini Takrire Mani Oluyor Hicabı

31 Ocak 2016 Pazar

İddianame karıştırıyordum; “delil” aradım; yoktu. “İlliyet rabıtası” aradım; yoktu. “Talep” bölümüne baktım çoktu. İler tutar yanı olmayan iddianameyi arkadaşlar daha ilk saatlerinde lime lime ettiler zaten. Kimseden “talimat” almayacak iki gazeteciyi yazılarından “delil” icat ederek, “yanlarına bırakmam” diyene uyarak müebbet zindan isteyen iddianameyi nasıl ciddiye alayım. Bıraktım.

*** 

Kitap karıştırmaya döndüm. Çok yararlıdır. Kimi zaman günceli anlamanıza yarayan, çağrışımlara yol açan fikirlerle karşılaşırsınız. Taner Timur Hoca’nın Felsefe, Toplum Bilimleri ve Tarihçi (Yordam Kitap) çalışmasının özellikle Hegel bölümüne bir göz atayım dedim. O yıllardan bu yıllara geçiş zor olmadı: Akıp giden zaman içinde insan kendi aynasına hiç mi bakmaz; zaman içindeki savrulmaları savunmak için eğip bükme “yeteneğini” kullanmaktan hiç mi vazgeçmez diye geçti içimden.

*** 

Vazgeçmiyorlar. Kimse üstüne alınmasın, bir-iki kişi değildirler; sivil darbeye nihayet muhalif kibirli liberallerimiz tarihi keyfe göre okumayı pek seviyorlar. Muhalefetlerini daima “dengeleyerek”, örneğin; Türkiye’nin Kurtuluş ve Kuruluş dönemi yıllarını şimdiki sivil darbeyle “eşitlemeyi” deniyor, Mustafa Kemal dönemine atıflar yapmayı, AKP’ye “hüsnü niyetle” ya da artık her ne gerekçeyle olmuşsa desteklerinin gerekçesi olarak sunmayı pek seviyorlar. Olabilir, olsun ama olayları, olguları, durumları, gelişmeleri kendi zamanları içinde, bugüne gelen, kalan, kazanımları, zaafları ile bütünlük içinde görmek gerekmez mi; içlerinde akademisyenler var, akademi bunu gerektirmez mi?

*** 

Taner Hoca şöyle yazıyor: “Fransız Devrimi başladığında Kant altmış beş, Hegel on dokuz yaşındaydı. Bu büyük olay karşısında Kant’ın biyografları, düşünürün bir saat düzeni içinde akıp giden yaşam tarzını bozarak heyecanla sokağa fırladığını, gazetecilere koştuğunu anlatırlar. Genç Hegel de Devrim’i benzer bir heyecanla karşılamıştı.” Bu kuşkusuz o anın, zamanın heyecanıdır. Sonrası için bir kanıt sunmaz, olup biteni tüm zamanlar için anlamamıza, aklamamıza yetmez. Ama Hegel, yine Taner Hoca’dan aktaralım: “Hayatının son yıllarına kadar tarih felsefesi derslerinde bu büyük olaydan aynı coşkuyla söz etmiştir. ‘Düşünen her varlık bu dönemi kutladı’ diyordu Hegel bu derslerinde.” Üstelik bunu Fansızlarla kanlı savaşlara, kayıplara, Jakoben terörüne rağmen yapmış, 1789’u karalamayı aklından bile geçirmemişti.

*** 

Tarihe bakış böyle bir şey olmalı. Bunun dışında siz çarpıtmadıkça, tarihi “günahlarınızın kefareti” yapmaya niyetlenmedikçe kimse söz söylemeyecek, “siz neden böyle tuhaf bir dünyada yaşıyorsunuz, bu ‘harikulade’ fikirlerinizle kendinizi nasıl böyle eğip büktünüz” demeyecektir. Olmayan “muhafazakâr demokratlığı”, “kerametleri kendilerinden menkul” muhafazakâr arkadaşlarınızı savunmanın binbir yolu var; en iyisi bu işi açıklıkla yapmaktır. Kurtuluş ve Kuruluş yıllarının pek hoşunuza giden kimi uygulamalarını bırakın da çağının önünde giden devrimci fikriyatı ile Erdoğan döneminin sürekli başını uydurma bir tarihe gömen fikriyatını karşılaştırmayı deneyin; daha iyi sonuç alacaksınız.
Aslında böyle yapmak gerektiğini siz de iyi bilirsiniz, bilirsiniz de bilmem ki, “halinizi takrire mani mi oluyor hicabınız.”


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018