Huzursuz Zamanlar

13 Mart 2015 Cuma

Muhafazakârlık bildiğiniz gibi olanı muhafaza etmeyi öngörüyor. Arapça “hfz”; “hıfz” kökündendir, hafızın yaptığıdır. Ezberliyor ve o şey her neyse aynı kalsın, değişmesin diyorlar. Rahatlatıcı olduğu, ev gibi, yuva gibi dışarının gürültüsünden, tehlikelerinden koruduğu söylenir. Her yenilik sonunda kendini ezbercinin, hafızın rahatlatıcı kollarına teslim eder. Buna da güzel dilimizde “alışmak” diyoruz. Alışmak bizi yeni durumu korumaya, saklamaya, muhafaza etmeye yönlendirir; kısa bir süre sonra yeni hayatımıza alışır, tüm gücümüzle o yeni hayatımızı korumanın derdine düşeriz.

***

Devrim ise işte insanın rahatını kaçıran şeydir. Kendini alışma eylemi üzerinden muhafazakârlığa teslim ettiğinde kendi olmaktan çıkar. Kendini yenileyemiyorsa, bir süreklilik gösteremiyorsa devrim olmaktan çıkar. “Ne güzel günlerdi o günler, nasıl da geçip gitti o güzel günlerimiz” nostaljisi ruhumuzu okşasa, huzur, mutluluk verse de geçmişe aittir; mümkün olduğu ölçüde ve çabucak kurtulmamız gerekir o huzur âleminden. Hızla geçmemiz gereken tedirgin alan “güzel huzursuzluk” alanıdır.

***

Güzel huzursuzluk, artık rahatsızlığı nedeniyle yazılarından mahrum kaldığımız değerli hocamız Mümtaz Soysal’ın 12 Mart günlerinde kaleme aldığı, başına işler açan yazısının başlığıydı. 61 Anayasası’nın getirdiği görece özgürlük havası kimi generallere dokunmuştu; Türkiye’nin bu hava içinde değişeceğinden fena halde korkuyorlardı. Huzursuzdu ülke. Mümtaz Hoca da bu huzursuzluğun iyiye doğru evrilmesi gerektiğini savunuyor, Anayasaya Giriş kitabında ve Mülkiye’deki derslerinde anlatıyordu. O sıralarda yazmıştı o “Güzel Huzursuzluk” makalesini. Generaller çok kızdılar, hapsettiler Mümtaz Hoca’yı. Yetinmediler 6 yıla mahkûm ettirdiler mahkemelerinde.

***

Huzursuzluk böyle bir şeydir. Böyle zamanlardayız. İktidar partisinin de, muhalefet partilerinin de, her alanda, her yerde hakkını savunma çabası içindeki halkın da huzursuz olduğunu görebiliyoruz artık. İktidardakiler iktidarlarını yitirme korkusu, telaşındalar. Yitirmemek için muhafazakârlığın sıkı korumasına almak, sert önlemlerle yenilmezliklerini kanıtlamak istiyorlar. İkide bir “halkın huzurunu kaçırmak isteyenler”den söz etmelerinin nedeni budur. Ama ne yapsalar o “güzel huzursuzluğun” içindeyiz artık.

***

Nereye doğru evrilecek bu huzursuzluk bilemiyoruz şimdilik. Sokakların söylediğinin sandığa nasıl yansıyacağını, yönlendirilmiş kamuoyu yoklamaları da söyleyemiyor. Onlar da huzursuzluğun en önemli öğelerinden biri olan kararsızlığın damgasını taşıyor. İktidarın içeride, dışarıda her gün tökezleyen politikaları, tek partinin artık gizlenmeyen, gizlenmek de istenmeyen yasa, hukuk tanımaz otoriterliği korkutucudur ama aynı zamanda huzursuzluğun kaynağıdır. Gelecekte ne olacak korkusu onları da huzursuz ediyor.

***

Hayatın sürekliliği, muhafazakârlığın, tutuculuğun yenilgisiyle kendini gösterir. İyimser, huzursuz ve umutlu olalım, şiirdeki gibi söyleyelim; “çok alametler belirdi vakit tamamdır.” Bu sözleri büyük ve uzun tarihin içinde küçük bir değişim için söylüyor, söylediğimizi önemsiyoruz. Değişimden korkan, ne varsa muhafaza etmek isteyen Saray ise işte tam bu nedenle “sır küpünü”, “mahremini” korumaya aldı. Çare değildir; gökyüzünün altında hiçbir şey gizli kalmaz, değişim er ya da geç gelir. Halk hafızasını tazeler, mahrem mahrem, haram haram olmaktan çıkar. Şair sözüdür keşke bilselerdi; ne demişti Baudelaire: “Sarayda mahrem tek bir köşe bile bulunmaz.”
 


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018