Kendi Kanımız

16 Ekim 2013 Çarşamba
Kendi Kanımız
Bilimdeki gelişme insana gelecek
konusunda güven verir. Dersiniz ki; “Bilim
böyle gelişmeyi sürdürdükçe, insanlığın
muhafazakâr olandan, statükodan,
statükocudan korkmasına gerek yoktur.”
İlk bakışta gerçekten de insanı rahatlatan,
gelecekle ilgili kaygılarını azaltan bu tez, ne
yazık ki çürüktür, topaldır.
İnsanlığın bilim alanında pek çok
engellemeye karşın adım atabilmiş olması,
kendi varlığına zamanın bir aşamasında son
verecek savurganlıktan kurtulmasına, bilimin
ürünleriyle, teknolojiyle kendine, yaşadığı
dünyaya kötülük etmesine engel olamıyor.
O aşamaya fazla bir zaman kalmadı aslında.
Bilimcilerin kâhin olmamakla birlikte
yanılmadıklarını biliyoruz artık. Çünkü yüz
yıllarla düşünen ama on yıllarla, büyük
bir telaş içinde yaşayan bizlere her gün
biraz daha ısınan bir dünyayı, çok yakın
bir gelecekte cehennemde yaşamaya
başlayacağımızı haber verdiler.
HHH
Belki de hemen bütün dinlerin sözünü
ettiği “cehennemi” kendi ellerimizle
yaratıyoruzdur. Belki de Sartre’ın
“cehennem ötekilerdir” sözünün bir
anlamı da budur. Hiç ara vermeden
diktiğimiz gökdelenlerin, bilimin ürünlerinden
yararlanarak inşa ettiğimiz akıllı binaların
akılsız bir insanlığın işi olduğuna, kendimizi
de ötekileri de inandıramıyorsak, “sakatlık
kimde” sorusuna verecek bir yanıtımız
olabilir mi?
“Neden kesiyorsunuz ağaçları, kim bu
güzelim ormanı biçip geçiyor, trafiği daha
da yoğunlaştıracak köprülere kurban
ediyor” türünden soruların yanıtı, dünyayı
muhafazakâr bir anlayışla yönetenlerin
kefareti olmayan günahı değil mi?
Aslında bir şeyi muhafaza ettikleri falan
yok. Yok ediyorlar yalnızca. Adları ne olursa
olsun, kendilerine ister Cumhuriyetçi, ister
demokrat, ister muhafazakâr, ister reformcu
desinler, kör bir politikanın hem kurbanı,
hem efendisidirler. Onları durdurmak çok
zor ama yine de ancak devrimci, radikal,
jakoben bir itirazın peşine düşerek bu
her şeyi kemiren kunduzları durdurmayı
umabiliriz.
***
Bir bayram gününde nereden çıktı bu
karamsarlık demeyin bana.
Sokaklarda kan var.
İnsanların en eski atalarından beri
günahlarından arınmak için kurban kesmeyi,
kurban vermeyi bırakmadıklarını biliyoruz.
Derler ki kurbanı yorumlayan kimi din
adamları; “Kurban kesmek insandaki
vahşeti, kan dökmeyi tatmin ediyor ve
önlüyor.” Önlüyor mu gerçekten?
Dinlerin anavatanı Ortadoğu’ya bakın,
önleyip önlemediğini göreceksiniz. Orada
kan durmuyor. İnsanoğlu orada sessiz
ve zararsız hayvanları değil, aslında çok
daha büyük bir zulme, doymak bilmez bir
kan iştahına kendini kurban ediyor. Peki
Batı, hani şu “modern”, şu “çağdaş”, şu
“tek dişi kalmış canavar”, bu vahşetteki
sorumluluğunun farkında mı? Hiç kuşku yok,
o bu vahşetin evvel eski sahibidir. Dünyanın
pek çok coğrafyasında akan kanda onun
yıkanamayan, temizlenemeyen kirli eli var.
Ama o hem akan kanı piyasasıyla, silahıyla
beslemeyi ustalıkla sürdürüyor, hem de
enerji kaynaklarının, stratejilerin efendisi
olarak suret-i haktan görünmeyi, ne kadar
safız ki biz, hâlâ başarabiliyor.
***
Aslında hiç fark etmez, Batısı, Doğusu,
moderni ya da muhafazakârı hep birlikte
yavaş yavaş yok oluşa doğru ilerliyoruz.
Tekellerin, konserlerin, iştahı tükenmez
şirketlerin patronları, onların bekçisi
politikacılar, pek maharetli CEO’lar da
ilerliyor bizimle birlikte. Bir türlü değiştirmeyi
başaramadığımız sistem, yolu tıkayan bir
kaya gibi karşımızda duruyor. Ütopyalarımızı
beslemeyi bilemediğimiz, yaptığımız
denemeleri hep küçümsediğimiz için,
sistemin kendisiyle birlikte yok edeceği
dünyanın çaresiz sakinleri olmaya boyun
eğmiş gibiyiz.
Kurban kesmiyoruz artık biz; belki hâlâ
farkında değiliz, ama sokaklarda akan kan
kurban kanı değil, kendi kanımız.

Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018