Umut İnsanın İçinde

15 Mayıs 2016 Pazar

Umutsuzluğun gittikçe yaygınlaştığını görmek, “teslim olmaktan başka çare kalmadı” diyenlerin hüzünlü mektuplarını okumak doğrusu üzücü. Kimilerinde dayanacak, somut elle tutulabilir bir güvence arayışı, bekleyişi egemen. Böyle bir güvence yoktur. Tek güvence ilerlemenin, modernitenin, Aydınlanmanın yenilmezliğini anlatan tarih bilgisidir. Aydınlanma, çekirdeğinde taşıdığı aşkınlığa açık öz nedeniyle umut verir, mücadeleye çağırır. Geleceğin korkutucu olduğunu bilmek, aynı zamanda ona karşı direnmenin de nedeni, zorunluluğudur.

***

Okurum hayal kırıklığı içinde şöyle yazıyor: “Dipten gelen dalga var mı gerçekten? Bu dalgayı yaratacak toplumsal dinamizm mevcut mu? Mevcut erk her zaman tekrarlana geldiği gibi çeşitli yöntemleri kullanarak muhalefet odaklaşmasını önlediği sürece dipte dalga falan oluşacağı yok.” Öfkenin çaresizlikle karıştığı bu sözler gerçeği yansıtıyor olabilir ama başka bir gerçek daha var; iktidarın mutlak gücüne, yenilmezliğine inandığımızda umutsuzluğun da arsız bir sarmaşık gibi bilincimizi sarması kaçınılmaz olur.

***

Tevekkülün sözcüklerimize yansıması, kavramların boşaltılıp yeniden doldurulması bilinç kaymasına yol açar; tartışma zemini yavaş yavaş değişir, bir de bakarsınız, mülkiyetin, piyasanın, devletin kutsallığını tartışılmaz sayanların kavramlarıyla konuşmaya başlamışsınız. İşte o zaman bulaşıcı umutsuzluk harekete geçer. Peki, ama insanların üstüne üstüne gelen baskının, zorbalığın, insani tüm değerleri altüst eden, onlarla alay eden despotluğun bizi teslim almasına izin verecek, “tamam diz çöküyoruz” mu diyeceğiz?

***

Bu soruya yanıt vermeden bir diğer okurumun çok haklı bir saptamasını aktarmalıyım. Şöyle yazıyor okurum: “Yanı başlarında kırım, kıyım olurken yalnızca kendi dar çevrelerinin dertleriyle insanlıklarını var edenlere güvenebilir miyiz? Dünyanın, ülkenin bunca sorununa hiç de farklı yanıtlar vermedikleri halde birbirleriyle boğuşanları gördükçe sizin umudunuz kırılmıyor mu?” Doğrusu bu haklı bir soru ve sorundur. Ama yine de bu farklılıkların ortak hedefte birleştirilmesi mümkündür; pratiğin sorusu, sorunudur. Hiçbir muhalif güç zamanı geldiğinde bu soruya yanıt vermekten kaçınamaz.

***

Türkiye’de baskı ve zorbalık, hukuksuzlukta kendini açıkça gösteren despotluk ağırlaştıkça diplerde, derinlerde hoşnutsuzluk da kendini gösteriyor. Bir birikim, tencerenin kapağını zorlayan bir sıkışma artık hissedilir olmaktan öteye geçmiştir. Bunun bir belirtisi yığınlardaki hemen her alanda, hemen her konuda ortaya çıkan itirazlarsa, bir başka kanıtı iktidar çevrelerinde en yakınlarını bile tasfiye etme şeklinde ortaya çıkan kendini sağlama alma çabasıdır.

***

Değişim özlemiyle öfke biriktiren kitleler ellerindeki demokratik olanakları kullanmaya başladıklarında, tarihin hep gösterdiği gibi saflar hızla şekillenir. Öyle zamanlarda kuşkuya düşenlerin karşı tarafa geçtiklerini de görebilirsiniz. İşte o gün denilir ki, bu kavga “saflarını açık ve endişesiz seçenlerin kavgasıdır.” Onların kazanma olasılıkları yüksektir. Yenilirlerse de aslında geride büyük bir birikim bırakırlar. Kavgayı tıpkı Deniz’ler gibi kazandıkları da onun için söylenir.
Umut kazanılabilir bir şeydir, insanın içindedir umut.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018