Gürsel Korat

Cumhuriyet Kitap bizim kürsümüzdür

13 Şubat 2017 Pazartesi

Turhan ağabey,

Bütün zamanlarda genç oldun, sana anjiyo yapıldığını duyunca şaşkınlık geçirdim doğrusu; her ne kadar sana “ağabey” desem de genç bir insana bunu neden yaptıklarına şaştım.

Geçmiş olsun.

Siyasal nedenlerle hapse girenlerin genç olmasına alışkınız, bu ülkenin geçmişi böyle. 12 Eylül’de cezaevindekilerin durumu kötüye gittikçe yazarlar kaygıyla duruma eğilir, açıkça karşı koymak yasak olduğu için ima yoluyla, durumu eleştirir, içeridekilere de satır aralarından mesajlar yollarlardı. Özellikle Uğur Mumcu’nun açlık grevine başlayan gençlere “anaları babaları düşünün” diyerek yazdığı kaygı dolu sözler akıllardadır.

Şimdi gazeteci ağabeyler içeride, gençler onlar için kaygılanıyor, onlara açık seçik bir şeyler diyemeyerek, kıvranarak mesajlar yolluyor. Dünya pek şaşılası bir yer oldu.

Gerçi sen genç bir ağabeyimizsin, fazla kaygılanmam saçma olur. Yapacağın işleri yarım bırakıp gitmene takılıp kalsam da, seni olmadık bir anda karşımda bulmak bana hep olağan göründüğü için, bir gün öyle karşıma çıkacağını biliyorum. Dışarıda olman özellikle Cumhuriyet Kitap için önemli; biz okurları ve yazarları olarak seni bekliyoruz.

Ortalıkta “Kitap Eki” diye bir şey yokken, kitap ekleri özel sayı olarak verilirken, Cumhuriyet Kitap Eki düzenli olarak yayımlanmaya seninle başladı ve senin emeklerinle bütün yazarların kendilerine ait olduğunu bildikleri bir alan doğdu. Bunu söylemek için artık erken değil, bu nedenle seni asıl işinin başına bekliyoruz.

Yayımlaman için sana çok yazı gönderdim; bilirdim ki, Cumhuriyet Kitap benim de kürsümdür. Doğrusu sen de benimle ilgili pek çok şeyi o kürsüde yayımladın. Gel, teşekkür edenler olarak sıradayız, bunları söylemek için bekliyoruz.

Cumhuriyet Kitap gerek içeriğiyle gerek biçimiyle birçok kez taklit edildi, bunu söylemek hiç yeni bir şey olmaz ama söyleyeceğiz artık, bekliyoruz.

Evden bir süreliğine gittin, biliyoruz.

“Turhan Ağabey saz şairi olarak bir müddet dolaşıp gelecek” diyerek çocukları kandırıyoruz. “Pamuğa gitti, tütüne gitti, Çukurova’da çalışmaya gitti” diyoruz ama oradan bir roman karakteri olarak döneceğinin de farkındayız.

Buruk bir zaman bu, senin cezaevinde olmana bir türlü anlam veremiyoruz.

Yahut bir anlam veriyoruz şüphesiz ama Kassandra’ya döndük: Tam bir şey söyleyecekken dilimiz duruyor.

Çık gel de bir yemeğe gidelim artık.

Sen bir de türkü söyle bize.

Sevgilerle, hasretle.


Yazarın Son Yazıları