Hikmet Altınkaynak

Kadınların hikâyelerini yazmak

15 Ekim 2020 Perşembe

Edebiyatın her dalı toplumun her alanında olan kadınların tatlı acı hikâyeleriyle dolu. Örneğin 11 Ekim’de aramızdan ayrılışının 21. yılında sevgiyle, özlemle andığımız Fakir Baykurt’un ya da başka yazarlarımızın romanlarındaki güçlü kadın kahramanları kim unutabilir. Saygıyla selamlıyorum onları ve kahramanlarını...

Ama yaşamda şiddet gören, travma yaşayan kadınları anlatan bilimsel kitaplar, o denli çok değil. Çünkü edebiyat dili ile bilim dili farklı.

Prof. Dr. Ayşegül Yaraman, bu alanda deneyim yaşamış bir öğretim üyesi. Yeni çıkan Cinsiyetçi İkiyüzlülük (Bağlam Yayınları, 2020) adlı çalışmasında bunu tüm yönleriyle ortaya koyuyor. O, yalnızca kendinin değil, seçkin bir kadının yaşadığı erkek şiddetine karşı mücadelede deneyimlerinden de yararlanarak bu kitabı yazıyor.

‘Cinsiyetçi İkiyüzlülük’

Önsözde, “Raporlarıyla, tanıklıklarıyla, dedikodularıyla, bahaneleriyle, susmalarıyla hatta kendisini akla sığmayacak ödüllendirmeleriyle fail erkeğin yanında yer alanların ezici çoğunluğunu kendilerini feminist ve hatta sosyalist kimlikle tanımlayanlar oluşturmaktadır” (s.10) derken “cinsiyetçi ikiyüzlülük” saptamasını bir suçlama gibi düşünmediğini, ama sona ermesi gereken bir tutum ve davranış olduğunu söylüyor. Bu da “cinsiyetin cinselliğin dışında tedavülden kalkması ile mümkün” (s.16) diyor, ikiyüzlülüğün de cinsiyetçilikle sınırlı olmadığını (s.88) vurguluyor.

Kitabın kavramlaştırma sürecinin yaklaşık 10 yıla yayıldığını, çeşitli konferans, makale ve derslerde sürdüğünü ve onların geri bildirimleriyle zenginleştiğini açıklayan yazar, 1 yıl içinde de yazıp bitiriyor. Ona göre, işin içine çıkar girdiği zaman cinsiyetçi ikiyüzlülük başlıyor.

İlk kitabı Elinin Hamuruyla Özgürlük’le (Milliyet Yayınları, 1992) kadın haklarına sahip çıkma konusuna bilimsel bir yapıtla adım atan Yaraman’ın yeni kitabında da konuyu bir başka açıdan derinliğine sürdürdüğü görülüyor.

İstanbul Sözleşmesi

Öte yandan toplumun bir kesimi hâlâ bir yönüyle kadını erkekle eşit görmüyorsa, bu yüzden kadına şiddet, kadın cinayetleri artıyorsa, sorunu derinliğine kavramak ve çözüm için bilimden, yasalardan yararlanmak, İstanbul Sözleşmesi’ni tam uygulamak gerekiyor.

Çünkü İstanbul Sözleşmesi’nin temeli Birleşmiş Milletler’in benimsediği Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığa Karşı Uluslararası Sözleşme’ye dayanıyor. Ne mutlu ki Türkiye, bunu ilk onaylayan ülkeler arasında oldu. 1986’da imzaladı. Daha sonra 2011’de Kadına Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani İstanbul Sözleşmesi, 2014’te yürürlüğe girdi.

2011 ve 2014 tarihli uyum yasalarını iktidar, muhalefetin de katkısıyla oybirliğiyle çıkardı. Ancak iktidarın birkaç ay önce sözleşmeden imzasını çekmeye kalkışması gündemi sarstı. İkiyüzlülükle suçlandı.

Toplumun istediği

Acılarla biten kadın hikâyelerini okumak, hiç kimsenin hoşuna gitmez. Hele de her gün kadına şiddet ve cinayet haberleri, insanın tüylerini diken diken ediyor. Bunun düzelmesi için demokrasinin, hak, hukuk ve adaletin tam işlemesi gerekir ki bu konuda da ikiyüzlü davranılıyor. Değilse, bir gün tehlike çanı ikiyüzlü davrananların da kapısını çalar. Diyor ki yazar herkes için, haklı olarak, “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.”

Özdemir Asaf’ın şiirinde dediği gibi de “günler çabuk geçiyor”. Birlikte okuyalım.

BUGÜN ve BUGÜN


Öyle çabuk geçiyor ki günler

Hele sen de bir bak hayatına.

Daha dün doğmuşuz sanki

Yeni okula başlamışız

Yeni sevmişiz


Öyle çabuk geçiyor ki günler

Hele sen de bir bak hayatına

Yarın bitecek sanki her şey

Yarın ölecek gibiyiz.


Daha doymamışız yaşamasına

Günlerimiz dün bir, bugün iki

Sakın bir şey bırakma yarına

Yarın yok ki. 


Yazarın Son Yazıları

Başöğretmen Atatürk 19 Kasım 2020
Orhan Veli... 12 Kasım 2020
Ekim gündemi 1 Ekim 2020
Atatürk dedim önce... 24 Eylül 2020
Ziller çalmasın! 3 Eylül 2020
Beş yıl geçti... 27 Ağustos 2020