Hikmet Altınkaynak

Türkiye’nin Maksim Gorki’si Sabahattin Ali

01 Nisan 2021 Perşembe

Sabahattin Ali’yi meslektaşı, düşün arkadaşı Aziz Nesin, “Öykü yazmak için yaşayan bir adamdı” diye tanımlar. Tıpkı onun gibi ömrüne sığmaz. Ömrü, yaşadığı 41 yılla sınırlı kalmaz, unutulmaz. Çünkü Mustafa Balbay’ın kitabına koyduğu adla söylersek o “Pes Etmeyen Kalem”dir.

Tam 73 yıl geçti. Yarın (2 Nisan) ölüm yıldönümü. Saygıyla anıyorum. Kızı Filiz Ali’ye, ailesine sağlık, huzur, mutluluk diliyorum.

O günlerden bugünlere gelmek, özellikle ailesi için hiç kolay olmadı. Yıllar yaşam ve demokrasi için verilen savaşımla geçti. 

Sabahattin Ali, Türkiye’nin en çok okunan yazarı oldu, beğenildi, sevildi. 

Yılların nasıl geçtiğini kızı, eleştirmen, müzikolog Filiz Ali ile Fransa’da yaşayan, Sabahattin Ali’nin yapıtları üzerine bir tez yazan, akademisyen yazar Rahime Sarıçelik’in yaptığı, bugün Cumhuriyet Kitap’ta yayımlanan söyleşiyle de anımsayacağız. Aslında onu derinliğine anımsamak/anlamak için önce Filiz Ali’nin bu konudaki üç yapıtı okunmalıdır. İlki Atillâ Özkırımlı ile yazdıkları Sabahattin Ali (Cem Yayınevi, 1979), diğer ikisi de Filiz Ali’nin kaleme aldığı, anılarını içeren Filiz Hiç Üzülmesin (2011) ve Yok Bi’şey, Acımadı ki... (Yapı Kredi Yayınları, 2017) adlı kitapları ve sonra da Asım Bezirci, Hıfzı Topuz, Kemal Sülker, Nüket Esen, Mustafa Balbay, Sevengül Sönmez, Atilla Birkiye... yazarların kitaplarıdır.

RESİMLİ AY

Sabahattin Ali’yi edebiyat dünyasına tanıtan dergilerden biri Resimli Ay’dır. Sahibi Zekeriya Sertel, yazarını şöyle anlatır:

“İstanbul’a gelir gelmez ilk işi Resimli Ay’a gelip bizlerle tanışmak olmuştu. Kısa boylu, sarışın, sevimli bir gençti. Pırıl pırıl yanan mavi gözleri vardı. Az zamanda hepimizin sevgisini kazanmıştı. Çok zeki, çok canlı, kabına sığmayan cıva gibi bir adamdı. Onu tanıyıp da sevmemek olanaksızdı. Matbaaya daima elinde bir kitapla gelirdi. O zaman en çok sevdiği adam büyük Alman şairi Goethe ve Alman romancısı Thomas Mann’dı. Onların yapıtları elinden düşmezdi. Nâzım Hikmet, bu gençte yeni ve büyük bir cevher görmüş, onu bir yandan kazanmaya, öte yandan da sanat hayatında yetiştirmeye başlamıştı... Türkiye’nin yetiştirdiği büyük kabiliyetlerden biriydi. Hikâyecilikte en başta gelirdi. Biz, ona Türkiye’nin Maksim Gorki’si gözüyle bakardık...” (M. Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Gözlem Yayınları, 1977) 

MARKOPAŞA

Sabahattin Ali yazarlığa şiir yazarak başladı, ama sürdürmedi. 1934’te çıkardığı Dağlar ve Rüzgâr adlı 28 şiir içeren tek kitap yayımladı. Ölümünden sonra gerek dergilerde kalanlar, gerekse yayımlamadıkları da Atilla Özkırımlı’nın derlemesiyle bu kitaba girdi, adı Dağlar ve Rüzgâr/Kurbağanın Serenadı/Öteki Şiirler oldu (1990). 

Bu şiirlerden birçoğu güfte oldu, dillerden düşmeyen şarkı ve türküye dönüştü. Öykü ve romanlarından filmler yapıldı.

Sabahattin Ali deyince akla Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna, İçimizdeki Şeytan adlı romanları ve son yıllarında Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mücap Nedim Ofluoğlu, Mustafa Uykusuz’la birlikte çıkardığı haftalık gazete Markopaşa akla gelir. 

Ben de Markopaşa ile diğer gazete ve dergilerdeki deneme ve eleştirilerini derledim, adına da Markopaşa Yazıları ve Ötekiler dedim (YKY, 20. Baskı, Ekim 2020). 

Zekeriya Sertel’in dediği gibi, “Türkiye’nin Maksim Gorki’si Sabahattin Ali, hep gerçeğin peşinde koştu. Gerçeği dile getirdi. Gerçek yaşamdan seçtiği olay ve kişilere edebi gerçeklik kazandırdı. 

Öykü ve roman kişilerini toplumsal çevrelerin içinde betimledi. Gözlem gücü ve ayrıntıyı verme becerisi gerçekçiliğini oluşturan öğelerden oldu. Sağlam, yalın bir dille anlattı. Nesnel gerçeklikle sanatsal gerçeklik arasında kurduğu dengeyle, toplumsal çelişkilere tepkisini sanat yoluyla da gösterdi. 

Bugün onu seven okurlar kadar, açtığı yolda yetişen yazarlar da bunun göstergesi değil mi?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Okullar tatildeyken... 26 Ocak 2023

Günün Köşe Yazıları