Hikmet Altınkaynak

Yaşamak Hatırlamaktır

24 Haziran 2021 Perşembe

Nâzım Hikmet’in “Ne güzel şey hatırlamak seni” dizesi boşuna değil!

Ülkü Tamer’in üç anı kitabından ilki Yaşamak Hatırlamaktır, diğerleri ise Alleben Anıları ve Bir Gün Ben Tiyatrodayken adlarını taşıyor.

Ülkü Tamer, coşkulu bir şair, çevirmen, editör, tiyatro oyuncusuydu. Anıları da kitap adlarının belirlediği çerçevede yaşamından çok ilginç kesitleri yansıtıyor.

Aynı kuşaktan yazar, eleştirmen Doğan Hızlan’ın kitabının adı ise Hatırlamak. O da 2017’de ilk kez verilen Attilâ İlhan Ödülleri’nden yola çıkarak, katıldığı onlarca sanat edebiyat olayını anlatıyor. Son olarak da kitapta Orhan Veli’nin dergi kapattıran şiirinin öyküsünü aktarıyor.

Evet, insan hatırladığı sürece yaşar. Ya da Ülkü Tamer’in dediği gibi de yaşamak hatırlamaktır! Belki de bu nedenle Uğur Kökden kitabına Unutmayı Bir Öğrenebilsem adını vermiş.

Yine belki de bu nedenle Tarık Dursun K. anılarını unutmadan yazıya dökmek istemiş ki, önce Varlık dergisinde “Ben Unutmadan” diye yazmaya başlamış. Sonra da aynı adla kitaplaştırmış.

Bunun yararı ise geçmişin geleceğe tuttuğu ışıkta; bundan yararlanacak olan herkese.

Geçmişin geleceğe tuttuğu ışık deyince, Doğan Hasol akla geliyor. Çünkü o da birkaç ay önce çıkan kitabına Geleceğin Geçmişini Yemişler adını vererek geçen yılların gelişimini anlatıyor, birikimini gözler önüne seriyor, “Bu kitapta herkes kendi yaşamından bir şeyler bulabilir” diyor.

Anılar nasıl yazılmalı? 

Aslında anı her yazarın az ya da çok yazdıklarında hep yer alan bir özelliğe sahip. Öyküde, romanda, şiirde yer alıyor. Ama ayrıca yalnızca anı türü olarak da yazılabilir. Çokça yazılıyor da. Ama yazmak hem zor hem de kolay olmalı. Mina Urgan’ın satış rekorları kıran Bir Dinozorun Anıları kitabı sanıyorum hepimizin belleğinde. Gördüğü büyük ilgiye yazarı bile şaşırmıştı. Belki de hiçbir şeyi saklamadan dobra dobra yazdığı içindi...

Bozkurt Güvenç ise Anılardan Sayfalar kitabında bunu “Hayat yolculuğunun sonuna yaklaşırken, her bireyin karşısına dikilen, onunla karşılaşmak isteyen, acı tatlı övünç ve utanç verici anılar” biçiminde tanımlıyor. Yazma gerekçesi ve içeriğini anlatırken bunu varlık ve yaşam sınavı olarak görüyor. Yazarken yargıdan/infazdan sakınmalı, düzeltme/yorum hakkı tanımalı, okuyanların görüşlerine saygılı olmalı diyor

Yalvaç Ural’ın yeni kitabı Gülendam Nenem /Rumi /Annem ve Ben adını, Mesnevi’den Masal, Fabl, Öyküler alt başlığını taşıyor. Mevlana’ya uzanan alt soyağacı niteliğindeki anlatımında Ural, çocukluğunu, gençliğini anlatırken yazarlığa olan ilgisinin kökenini önce Gülendam Nene’sine sonra öğretmen olan annesine bağlıyor. 16 kuşak alt soyağacına giderek de Mevlana’nın torunlarının torunları soyundan geldiğini anılar olarak dile getiriyor. Farsça olan Mesnevi’de yer alan masal fabl ve öykülerin Türkçe çevirilerinden yararlanarak bunları çocuklara uygun olarak yeniden yazıyor.

Unutulmamak için

Anı yazmak, biraz da unutulmamak için değil mi? Aslında toplum hep sevdiği, değer verdiği kişilerin günlük ve ömürlük yaşamını merak ediyor. Bunu da en iyi yapanlar kendileri ya da onların en yakınları oluyor. Unutulmamak için kendini anlatanlar olduğu kadar, uzmanlar, sevdiklerini anlatanlar da aynı işlevi üstleniyor. Bunlar dergi ve gazete sayfalarında kalmış olsalar da günün birinde gün yüzüne çıkarılıyorlar.

İşte bugünlerde yayımlanan Adil İzci’nin derlediği Sait Faik’ten Anılar kitabı da geçmişin ruhunu günümüze taşıyor. İzci, Sait Faik’in arkadaşlarının, kuşaktaşlarının onu anlatan şiir ve yazıları aracılığıyla bizi Sait Faik’le buluşturuyor.

Öte yandan yeni çıkan Mustafa Gazalcı’nın Gezip Gördüklerim, Atillâ Dorsay’ın Muhteşem Kadın Dostlarım, Salim Şengil’in Anılarda Kalan Portreler de anı okumayı seven okurlarını bekliyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Mavi yolculuk efsanesi… 29 Temmuz 2021
Yaz zamanı 8 Temmuz 2021
İki İstanbul... 1 Temmuz 2021