Hikmet Çetinkaya

Fikir sahibi fikirsizler...

18 Şubat 2017 Cumartesi

Bir defterin sararmış sayfalarını karıştırıyorum...
Defterin sayfalarında insan yaşamının ince ayrıntılarının yanı sıra yaşanmışlıklar anlatılıyor.
Kimi zaman yenik düşüyoruz hayat mücadelesinde. Kendi düşlerimizi arıyoruz. Çocuksu gülüşler göremiyoruz çevremizde.
Kitaplardaki yasaları kullanacak olan kişi, uçara ve kaçara nişan alan atıcı gibidir.
Uçar ne, kaçar ne?
Hiç durmadan değişen çevre. Dünya olayları. Toplumsal koşullar.
Başka neler?
Bilim...
Üretim güçleri, ilişkileri...
Renkten renge giren dünya haritası...
Dalgalı bir hayat...
Kuralları ezberlemek başka, uygulamak başka iştir. Soyutla somut arasına binbir şey girer. Kiminin gözü keskindir, kimi uzağı iyi görmez.
Kimi laf ebeliği yapar, her konuda kendini uzman sanır.
Televizyon ekranlarında bir akşam anayasa hukuku konusunda, ertesi gün yine aynı ekranda ekonomist olarak karşınıza çıkar. Bununla yetinmez. İki gün sonra siyaset bilimcisi olarak arz-ı endam eder.
Yaşamın her kesitinde benzeri olaylarla karşılaşırız. Onu dinlediğinizde her konuda fikrini açıklar. Daha doğrusu fikirsizliğin çemberi arasında gidip gelir.
Aslında fikir sahibi falan değildir...

***

Örgütsel bütünlük içinde olaylara bakmak zorunda bulunanları bir yana ayırıyorum. O kişilerin fikirleri, örgüt disiplini içinde oluşup gelişir, benimsenir. Ama tek başına karara varmak durumunda bulunan aydınlarımızın ve gençlerimizin kişisel tutkuları ve büyük yanlışlar yapmaları olası değil mi?
Bilgece bir alçakgönüllülük içinde olaylara yaklaşmak hem bir erdemdir hem kişiler ve saflar arasında yakınlaşmayı sağlamanın gereğidir.
Televizyon ekranlarında, siyasette bunları göremiyoruz. Fikirsizlerin fikirleri her yerde karşımıza çıkıyor bizim.
Sapla samanı karıştıranların sayısı bir hayli çok.
Bunların hedefi falan yok ama sanki hedefleri var gibi...
Adlarının önünde uzman yazıyor çünkü...
Usta bir yazısında diyorki:
“Askerlikte kişiye silah kullanmasını öğretirler. Bir hedefi vurmanın genel yasaları vardır.”

***

Acemi atıcı, mavzeri omuzlayıp nişan alıyor. Peki nasıl alacak? Göz-gezin üst kenar ortası arpacığın tepesi... Ve hedefin göbeğini şavullayıp nefesini tutacak, tetiğe basacak.
Herkese öğretilir bu kural ama kimi er iyi nişancı olur, kimi de boyuna karavana sallar.
Çünkü kuralları ezberlemek başka, uygulamak başka iştir.
Siyasette mangalda kül bırakmayanların kurusıkı kullandıklarına tanık oluyoruz.
Halkoylaması sürecinde neler göreceğimizi televizyonlardaki tartışma programlarının çapına bakınca anlıyoruz...
Haaaa!...
Aklıma gelmişken söyleyeyim. Manisa’da AKP il başkan yardımcısı yaptığı konuşmada “iç savaş çıkar” demiş. Tam anlamıyla bir skandal. Halkı korkutmanın başka bir yolu.
Neler söylemiş bakalım:
“Yüzde 50’yi geçmezsek iç savaşa hazır olun.”
Olacak iş değil ama oluyor.
Densizliğin sonu yok...
Soyutla somut arasında debelenenler, bu ülkeyi bir kaos ortamına sürüklüyor...
Sanki seçime değil savaşa gidiyoruz.
Bir yandan her şeyi ben bilirim anlayışı öte yandan toplumu ötekileştirme.
Biz bunların acısını 12 Eylül 1980 öncesi yaşadık...

***

Fikirsiz kişilerin fikirlerini dinlemekten bıktık. Barışa, dayanışmaya, kardeşliğe gereksinimimiz var bizim.
Kana kan intikam duygularıyla bir yere varamayız.
Toplumu ötekileştirmek Türkiye’yi aydınlık günlere götürmez... 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018