Hikmet Çetinkaya

Gök mavi mi?..

27 Mart 2018 Salı

Sokaklar benim içimdeydi. Sokaklar bir fırtına öncesi sessizliğindeydi...
Gözlerinden bir resim geçti. Gözlerinden kahverengilerin tümü kaçıştı...
Sabah olanca yalnızlığını taşıdı içime. Sabah beni benden koparıp kayboldu...
Dünya kayasının yosunlu yamacı üzerinde, öldürülmek üzere olan bir siyahi ya da ölmek üzere olan bir kuş fark ediyordu beni yalnızca...
Kırmızı bir toprak saksıda oturan bir bitki değişiyordu ben eşikten uzaklaşırken...
Zamanın o bilinmeyen diliminde Adonis’le konuşuyordum, esir pazarlarında onunla birlikte dolaşıyordum...
Canım sıkılıyordu, içimdeki sıkıntı giderek çoğalıyordu... Bir çocuk, serin ağaçlar altında koşturuyor, masmavi gökyüzüne uçurtmalarını salıyordu...
O anda yükselen bir ses, bir uğultu ve benim hiç tükenmek bilmeyen isteklerim beyaz bir sayfanın içine düşüyordu...
Diyordum ki:
Çocukluğum yeniden yeniden doğuyor ışığın ellerinde aralıksız, adını bilmiyorum ben
ama o ışıktı bana ad veren...
İçimdeydi benim sokaklar, içimdeydi o büyümeyen çocuk...
Aşk ve düş parantezleri arasına bedenini koyan kadın, kırmızı bir güneşi yakalamaya çalışıyordu...
Ben o gece Prag’da sisler içinde yürürken ülkemin geleceğini düşünüyordum...
Hırs küpüydüm, öfkeliydim...
Yoldan geçen mavi gözlü sarışın kadına Franz Carl Weiskopf’u sordum...
O gece ben Prag sokaklarında dolaşıp, içimdeki çocuğu avuturken tüm gücümle haykırdım:
Erkekler mezarlarından kalkıyor
Kanlı, ölümüne yorgun
Ve arkalarında duruyor savaş.
Ruhları parça parça,
Gövdeleri yaşlı.
Her şey soğuk
Hâlâ çepeçevre
Ama barış!

***

Gövdenin yanındaki gövde, ayaklar, kollar ve eller...
Şu resim beni rüzgârların tam ortasına bırakır. Şu resim beni bilinmeyen yalnızlığıma taşır...
Ben hep sorarım, tıpkı Weiskopf gibi:
Söyle arkadaş gök mavi mi? / Mavidir örsteki çelik, bak / Arkadaş!
Söyle arkadaş var mı baharyeli / Dışarıda ağaçlar sakat / Yeşil toz altında.
Söyle, arkadaş, çiçek açacak mı gelincik yakın da. / Geç kalırsan arkadaş, soğuyacak / Demir / Tavında...
Sevgilimi içimde öldürüyorum, ama kimseye haber vermiyorum...
Ben Prag sokaklarında koşturuyor, ben yeşil serin ağaçlar altında oynayan, uçurtmalarını mavi göklere salan çocukları düşünüyorum...
Bir gece yarısı Prag’da iki gözü görmeyen gitarcıyla adamakıllı sarhoş oluyorum...
O çalıyor, söylüyor...
Ben ağlıyorum...
Hüzünlüyüm, darmadağınığım sevgilim...
Hafiften yağmur yağıyor, ıslanıyorum...
Sanki Weiskopf gitarın tellerinden sesleniyor, sanki Weiskopf, Prag’da Julis Fucik’le buluşup konuşuyor, annesinin yanağına bir öpücük konduruyor:
Anne, ölüme mahkûm edildim. Görüyorsun,
Onlar bana silah verdiler,
Kardeşlerime ateş etmem için. Ve ne de olsa aynı yaşam
Ben de,
Onlar da.
Onlara yarın ateş edeceğim.
Gövdenin yanındaki gövde, ayaklar, kollar ve eller...
Kahverengiler kaçmasın, çoğalsın gözlerinde...
Sen yine de şu sesi unutma:
Anne,
İnsan ölüme mahkûm edildi:

Savaş tutus¸turdu evreni.

***

Eski bir sayfadan derlediğim notlara baktım dün sabah...
Prag’dan çıkıp Paris metrosuna uğradım. İçimdeki sokaklarda yalnızlığımı kovaladım.
Hırçındım, öfkeliydim...
Henry Reed’i düşündüm, biraz da onunla oyalandım... Boşunaydı öğrendiğimi sandığım her şey...
Evimiz değildi burası, çünkü sen uzaktaydın.
Dört duvar arasında ben isyana hazırdım...
Soğuk doluyordu eve, rüzgâr doluyordu.
Teslimiyet adına açtım tüm kapıları, pencereleri.
Keskin ve sivri oklarıyla saf saf dizilmiş nişancılar gördüm...
Uyanırken karanlıkta bir sabah o gizemle yüzleştim... Yalnızım ama bak açtım kapıları...
Özgürlük, barış, kardeşlik adına her şey!
Bak uzaklara, biraz kımılda, biraz şarkı söyle! Söyle arkadaş gök mavi mi? Söyle arkadaş çiçek açacak mı gelincik yakında?
Bak meydan savaşları kaybedildi, meydan savaşları kazanıldı.
Biz yürüyoruz...
Yürüyoruz, yürüyoruz, yürüyoruz!..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018