Hikmet Çetinkaya

Ne Türkçülük Ne Kürtçülük!..

12 Nisan 2015 Pazar

Zaman bir noktada durdurulabilseydi, belki öykümüz yaşamı tüm derinliğinde ele alarak başlardı...
Zaman hiçbir biçimde bir noktada durdurulamıyor...
Bir ufuk çizgisinde hayatın sayfalarını çevirmek istiyorum bugün.
Mutlu olanlar sonsuza dek mutlu, mutsuz olanlar sonsuza dek mutsuz mu kalacaklar!
Zaman, diyelim ki bir ufuk çizgisinde durdu, yaşananların tümü unutuldu, acılar toprağa gömüldü.
Bilimsel olarak baktığınızda bu sonsuzluk mudur?
Fransız, Rus devrimlerini kim gördü?
O devrimi yapan kuşaklar mı yoksa bugün Fransa’da ve Rusya’da yaşayanlar mı?
Fransa’da yaşayanlar yüreklerinde çiçeklendirdiler, gerçeğin aynasında bireyin dünyasını varsıllaştırdılar...
1789 Devrimi, Rusya, Çin, Küba...
Rusya’da yaşayan 20 yaşındaki bir genç 1917 Devrimi’nden ne anlar?
1923, Aydınlanma ya da Türk Devrimi değil mi?
Biliyorum “Türk Devrimi” demekten kimi aydınlarımız çekinir, bunun faşizmi çağrıştırdığını yazar, konuşur...
Kurtuluş ve Kuruluş!
Prof. Dr. Bülent Tanör, iki kitabında çok güzel anlatmıştır, benim de zaman zaman altını çizdiğim “Türk Devrimi”ni...
Siz bakmayın o derin milliyetçilerin bu konuda yazdıklarına.
Onlar daha düne dek Mustafa Kemal’e en ağır hakareti etmişlerdir.
Doğru ve gerçek arasında yaşanan süreç, bir tarihi anımsadığınızda sürecin bilincini ufuk çizgisine yansıtmakla başlar...
Mustafa Kemal, Aydınlanma devriminin simgesi olan Köy EnstitüleriniEskişehir’den Kars’a, İzmir’den Diyarbakır’a dek Türkiye’nin dört bir yerinde kurmuştur, tıpkı devlet üretme çiftlikleri gibi...

***

90 yılı geride bırakırken laik, demokratik Cumhuriyetimizin temelleri oyuluyor, din eksenli siyaset topluma tümüyle egemen olmak istiyor...
İnsanlığı görmek, yaşadığı ülkenin geleceğini görmektir...
Bir devrimi o devrimin içinde yaşayan kuşaklar bilir ama 1917 Rus Devrimi’ni 20 yaşındaki bir Rus genci bilmez...
Salt Rus genci değil Azeri genci, Özbek genci de bilmez...
İnsan doğru ve gerçek arasında yaşanan süreçte, ufuk çizgisini görüyorsa dünyayı görüyor demektir.
Onun için çağdaş insan hiçbir zaman mutsuzluğa kapılmamalı, Mustafa Kemal’in “Türkiye ahalisi” dediği toplumu kucaklamalı.
Zaman bir noktada durmuyor...
Keşke durdurabilseydik...
Fransız devrimi aristokrat
bir tabanda hayat buldu.
1917 Rus Devrimi’ndeişçi sınıfı vardı.
Rus edebiyatı, Rus tiyatrosu, balesi...
Peki, Türkiye’de ne vardı?

***

Atatürk, o kısacık yaşamında toplumun geleceğine nokta koymayıp, o toplumu 1923-1937 arasında çağdaş uygarlığa ulaştırmaya çalıştı...
1937’den sonra zaten hastalanmıştı, tek parti dönemiydi, devlet partisi CHP faşistlerin eline geçmişti...
Derin milliyetçiliğin, Türkçülüğün ulusalcılıkla, yurtseverlikle hiçbir ilişkisi yoktur!
Mustafa Kemal’in “Türkiye ahalisi” demesi, ayrımcılığın ötesinde insan sevgisini, birlikte yaşama sevdasını hayata geçirme anlamına gelir.
Mutsuzluğa gerek yok, eğer ayaklarınız yere sağlam basıyorsa; demokrasi ve özgürlükleri hayat biçimi olarak görüyorsanız...
Kimse kimseden fazla Atatürkçülük taslamasın!
Ne Türkçülük ne de Kürtçülük!
Türk ve Kürt sosyalistleri nerede?
Birey olmak, yaşama sımsıkı sarılmak!
“An”ı yaşarken sürecin bilincindeysen gerçekten yaşıyorsun demektir; gerçeği bilip doğruyu seçersen, tam anlamında insansın demektir.
Bu mutluluğun tanımıdır! Aşkın, sevdanın, sevginin, dayanışmanın, kardeşliğin...

***

Biraz da dünden devam:
Kocaeli Milletvekili ekonomist Prof. Dr. Hurşit Güneş, önseçim çalışmalarına başlamıştı. Birileri “Kocaeli’nde önseçim yok” dedi.
Kontenjandan konulacağı söylendi ama gördük ki harcandı.
Demek ki, CHP’de çalışan vekiller değil, çalışmayanlar baştacı ediliyor.
Yazık!..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018