Hikmet Çetinkaya

Şafağın soluğu...

11 Eylül 2016 Pazar

Boşluğun suskunluğu arasında bir yerlerde dolaşalım, sonbaharın soluğunu dinleyelim bugün...
Ellerimizi kavrayıp karanlık yağıştan yağışa sürükleyen, o düşlerimizi yıkanlara inat, şafağın sesiyle gelen dost aydınlığı bekleyelim.
Sonra haykıralım hep birlikte:
“İyi akşamlar
ey eşitlik
İyi akşamlar

***

İyi akşamlar
ey düzensizlik
İyi akşamlar”
Sonunda gözlerin azıcık olsa meçhul bir ifadeyi alır belki; belki bir esinti başlar akşam saatlerinde; belki hüzün bulutları dağılır.
Sen bekle!
Eskiden kalma gözyaşları, kaderin kadehinde bir parça umut, bir yakarış...
Acı...
Umut...
Tutku...
Aşk...
Zalimlik...
Hoyratlık...
Çiçeklenmiş bir yüreğin kanatlanmasıdır umut.
Bir huysuz acıyla değil, sevgiyle dokunmak gibidir ağaçların dallarında.
Var mısın İdil’de umut toplamaya, var mısın insanca yaşamaya, var mısın teröre karşı güç birliğine, birlikte barış içinde kardeşçe yaşamaya.
Bir sonbahar sabahındayız...
Güzel günleri görmek istiyor insan. İnsanca yaşamayı.
Sevgiyi, aşkı, sevdayı...
Haydi söyle bana yaşamın nerede olduğunu... Anlat bana arkadaşlığı, dostluğu, barışı, özgürlüğü...
İstersen Pablo Neruda’ya kulak ver bu sabah:
“Uzak bir aşkın
rengindeydi gözleri
kolları ikiz safirlerdi
dudakları titriyordu
mercan ışığında
sonunda çıkıp gitti
güç bela girdiği nehirde
tertemiz oldu yine
yüzdü bakmadan arkasına
yüzdü hiçliğe
yüzdü ölümüne”

***

Sen daha doğmamıştın “Deniz Kızı ve Ölüm” başlıklı yazımı yazdığım yıl...
Soruyordum yazımın bir yerinde:
“Nasıl kokar ıhlamur ağaçları çiçeğe durduğunda?”
Öyle kokuyor işte oturduğum vadi...
Çiçeğe dönüşmüş her yer, zeytin, çam ağaçları...
Koca çınar iyice yaşlanmış...
Yaşamın acısı nedir, ey insanlık hiç düşündün mü?
Cesare Pavese’nin o bilinen masalında “ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak” sonra seni alıp götürecek işte.
Kaldır başını göğe.
İşte oraya...
Diyecek ki sana:
“Sabahtan akşama dek, uykusuz
bağır eski bir pişmanlık
ve de anlamsız bir ayıp gibi
ardına bırakmayan bir ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık
bir sessizlik olacak gözlerin; böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu hiçlik olduğunu.”
Eşsizdin sen; bütün çıplaklığına sığınmış, bir orman yangınındaki ağaçlar gibi, onurlu ve korumasız.
Haydi gel şimdi İdil’e umut toplamaya, haydi gel Hakkâri’ye, Tunceli’ye, Erzurum’a, haydi gel İzmir’e Trabzon’a, Gaziantep’e...
Yum gözlerini genç arkadaş...
Karadeniz’den Ege’ye Akdeniz’den Güneydoğu’ya, Kızılırmak’tan Fırat’a, Suruç’a...
Bir uçtan bir uca...
Uğur Mumcu’dan Musa Anter’e; Doğan Öz’den Hrant Dink’e.
Tüm aydınlarımıza, din, dil, ırk, mezhep ayrımı gözetmeksizin herkese...
Haydi gel haykıralım:
“Terör nereden gelirse gelsin bir insanlık suçudur!”

***

Bir güvercin uçuşunu bile bölüşemiyoruz. Yaşanmışlıkları, güzellikleri anlatamıyoruz.
Kin, nefret, şiddet sarmalında yaşıyoruz...
Nerede bizim insani değerlerimiz, vicdanımız?
Gökyüzünün o maviliğini unuttuk... Gözlerimizdeki o meçhul ifade bile yitip gitmiş.
Ellerimde akan bir ırmak var sadece. Hüzün var umutla birlikte...
Sen gece misin yoksa gündüz mü farkında bile değilim. Geçitlere sadece maviler yazılmış, tek tesellim bu benim.
Günaydın ey ağaçların dalgası, günaydın umut, günaydın hüzün, günaydın acı...
Haydi bir şeyler anlat güvercin uçuşlarını falan. Yalan bile olsa anlattıkların, inanacağım.
Haydi anlat!

***

Sevgili okur;
Kış ayları sağlık sorunlarıyla geçti. Yaz ayları bildiğiniz gibi.
Bayramdan yararlanarak bir süre dinlence...
Gönlünüzce bir bayram dilerim.
Umudunuzu yitirmeyin!  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018