Çürürken...

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Oslo’da, özel istihbaratçısı olarak kullandığı yakın adamını, hem de bir yabancı ülkenin gözetiminde, ayrılıkçı terör örgütü ile masaya oturtup pazarlık yaptırdı mı?
Yaptırdı.
Pazarlık kamuoyuna yansıyınca 2010 Anayasa darbesi öncesi meydanlara çıkıp “Hiçbir terör örgütü ile görüşmeyiz, masaya oturmayız, müzakere yapmayız. Bu yalandır, iftiradır” diye konuşmadı mı?
Konuştu.
İşine gelince de Oslo görüşmesini kabul etti mi?
Etti.
Ayrılıkçı terör örgütünün silahı bırakmadığı bir sürece “çözüm süreci” adını taktı mı?
Taktı.
Terör örgütü ile mücadele eden ulusal ordunun bağımsızlıkçı yurtsever kesimini, daha sonra çıkarına dokununca “paralel yapı” diye adlandırdığı casusluk cemaatine tasfiye ettirdi mi?
Ettirdi.
Sırtını sıvazladığı terör örgütü fırsatını bulunca yeniden azdı mı?
Azdı.
Barış güvercinini oynayan şahin kesildi mi?
Kesildi.
Yine her gün şehit cenazeleri kalkıyor mu?
Kalkıyor.
“Ne mutlu şehit olanın ailesine” dedi mi?
Dedi.
Atatürk’ün halka bıraktığı toprakta kendine saray yaptırdı mı?
Yaptırdı.
Koruma ordusu ve zırhlı araçlarla dolaşmıyor mu?
Dolaşıyor.
Şehit yakını acılı Yarbay Mehmet Alkan’ın “Düne kadar çözüm diyenler ne oldu da sonradan savaş diyor. Saraylarda 30 tane korumayla gezip, zırhlı arabalara binip ‘Şehit olmak istiyorum’ diye bir şey yok” sözlerindeki her sözcük doğru mu?
Doğru.
Doğruyu söyleyen Yarbay’a soruşturma açılıyor mu?
Açılıyor.
Ulusal Meclis’in başkanını bile “Benim başkanım” diye tanımlayan, “Sistemi değiştirdim” diyerek açıkça anayasal suç itirafında bulunan padişah özentisine dokununuluyor mu peki?
Asla!
Öyleyse bir çürüme var bu düzende...

Mecbur değiliz...
Mecbur değiliz bu denli aşağılanmaya...
Çocuklarımızın karanlığa itilmesine. Boş böbürlenmeler karşısında pısmaya. Geleceğimizi, aklını peynir ekmekle yemiş olana emanet etmeye.
Mecbur değiliz bu denli yok sayılmaya...
Aptallık kuyusunda boğulmaya. Bütün değerlerimizi altüst eden lümpen takımına teslim olmaya. Uygarlık kulesinde derebeyine yenilmeye.
Mecbur değiliz başımızdaki zorbaya...
Gözlerini devirip devirip konuşmasına. Görmemiş çevresine, doymaz hırsına. Dayanılmaz boğuk sesine.
Yarın 30 Ağustos. Neredeyse unutulan 30 Ağustos.
Bize bir zafer ruhu gerek. Duru, diri, körpecik bir yeniden zafer ruhu!

Sel nedenleri
Doğa dostu Yücel Çağlar’a göre, Karadeniz’deki sellerin ana nedenleri:
- Bölgedeki yükseltilerde çay, fındık ve mısırlıklarda hiçbir toprak koruma önlemi alınmıyor.
- Orman ekosistemlerinin yönetilmesindeki teknik yanlışlıkların yol açtığı orman yıkımları, bölgede son derece yaygın bir ormansızlaşmaya; yerine kök yapıları sığ ağaççıkların, otlukların yaygınlaşmasına yol açtı.
- Yaylalardaki yoğun otlatma, yapılaşma, kullanıcı yoğunluğu bitkisel örtüsüzleşmeyi daha da hızlandırdı.
- Akarsularda selleri önleme, en aza indirme amaçlı altyapı çalışmalarının hemen hemen hiç yapılmamış olması selleri hem tetikledi hem de yaygınlaştırdı. “Yeşil Yol” vb. yapılaşmalar bu süreci daha da hızlandıracak.

İzindeyiz
Memurlara toplusözleşme ile “Cuma namazı izni” verilmiş.
Hayırlısıyla sıra beş vakit izninde...

Seçim kabinesi
Bir hafta, on gün de “Bakanı ben seçerim, sen seçemezsin”, “Ben kabineye girerim, sen giremezsin”, “Giren şerefsizdir, girmeyen şereflidir” tartışmaları ile geçti.
O arada:
Şehitler öldü, vatan bölündü.  


Yazarın Son Yazıları

Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020
Kimin Cumhuriyeti? 3 Ekim 2020
İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020
Egemenlerin Yeni Kurgusu 8 Ağustos 2020
AKP Ateşle Oynuyor! 25 Temmuz 2020