Demokrat Olmayan Demokrasiyi Onaramaz

14 Mayıs 2022 Cumartesi

Emperyalist küreselleşmenin azgınlaşması, kamusal alanın ve hakların daraltılarak sermayeye öncelik verilmesi, kimlik siyasetine dönülmesi, yurdumuzda ve dünyada, yaşama siyasal ve toplumsal öğretiler ve düşünce üzerinden bakmaktan uzaklaşılmasına, demokratik bilincin de giderek zayıflamasına yol açtı. 

Merkez sağ partiler gericiliğe ve ırkçılığa doğru evrildiler. Merkez sol, sosyal demokrat, hatta sosyalist partiler de sağa yanaştılar.

Demokrasinin zedelendiği darbe, Demokrat Parti ve son 20 yıllık AKP iktidarı dönemlerini çıkarırsak yaklaşık 50 yıllık bir demokratik geleneğe sahip Türkiye’de dikkat çekici bir geriye gidiş izleniyor.

Geçmişte kimi Adalet Partisi (AP) ve CHP iktidarlarını, kongrelerini, kurultaylarını yaşamış bir gazeteci olarak dün ile bugün arasındaki ayrımı çok daha nesnel karşılaştırabiliyoruz.

Öncelikle, siyasi kadroların yetişme, belirlenme ve seçilmelerindeki demokratik ciddiyet, işleyiş ve yeterliliğin yitirildiği söylenebilir. 

Partilerin kendi iç örgütlerinde emek verip pişerek ya da devlet kadroları ile kendi alanlarında üstün yararlılık göstererek siyasete kabul edilme ya da kendini kabul ettirme düzenekleri artık hemen hemen hiç işlemiyor.

Parti içi demokrasi deseniz hak getire. Bunun sonucu, genel politikadan il yöneticilerine, belediye başkanlarından milletvekillerine her alanda tek belirleyici bir başkancılık ortaya çıktı. Sağdan sola tüm siyasi hareketlerde karizmatik olsun, olmasın tek lidere kayıtsız koşulsuz bağlılık söz konusu artık.

Geçmişte partilerde düşünce temelinde kimi gruplar yarışır ve bu hareketlilik siyasi yaşamı denetlenir kılardı. AP’de Ferruh Bozbeyli hareketini, Kamran İnan hareketini anımsayabiliriz. CHP’de de İsmet Paşa döneminde “göbekçiler”e karşı “ortanın solcuları”, Bülent Ecevit döneminde genel merkeze karşı “sol kanat” partiye taze kan katmıştı.

Parti kurultayları, epeydir olduğu gibi, gündem “Genel başkanın açış konuşması”, “Genel başkanının hazırladığı liste üzerinden seçime gidiş”, “Genel başkanın kapanış konuşması”ndan oluşmuyordu. Delegeler genel başkanları ve yöneticilerini kürsüde çatır çatır eleştirebiliyorlardı. Meclis grup toplantıları yalnızca genel başkanın konuşmasından oluşmuyordu. Milletvekilleri de görüşlerini açıklayabiliyorlardı. Parti genel yönetim kurulları, genel başkanın isteklerini onaylattığı organlardan öte, parti politikalarının tartışıldığı yerlerdi. Partinin Meclis’te ve kamuoyunda yürüttüğü politikalarda, genel başkanın günlük özel isteklerinden çok, tüzük ve programa bağlı kalınırdı.

Genel başkanlar, parti kongre ve kurultaylarını aklına estiği gibi erteleme yetkisine sahip olamazdı. Yer yerinden oynardı.

Liderler, kendilerini öven basın yayın organları olsun isterler, ancak bağımsız yayın yapanlara da büyük saygı gösterir, eleştirilerini dikkatle izler, gerekirse onlara karşı kendi görüşlerini açıklama açık yürekliliğini gösterirlerdi. Onları yok saymayı bir yana bırakın, ilişkilerini düzenli ve düzeyli tutmaya özen gösterirlerdi.

Diyeceğimiz şudur ki demokratik gelenek ve bilinç, eleştiriye, karşıt görüşe saygı ve katlanma; siyasetçiler için bir demokratlık göstergesidir.

İktidarın ve muhalefetin bugün yaptıkları, yarın yapacaklarına ışık tutar. Bugün demokrat olamayan, yarın demokrasiyi onaramaz.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Var Edişin Gazetesi 7 Mayıs 2022
Emek Programı Gerek 30 Nisan 2022
İnsan Egemenliği 23 Nisan 2022