Sermaye Modelinin Siyaset Topluluğu

27 Kasım 2021 Cumartesi

Değerli hocamız Prof. Dr. Bilsay Kuruç’a göre, yaklaşık 20 yıl önce, Kemal Derviş’in memurluğunda Türkiye’ye dünya sermayesi tarafından giydirilen ekonomik model, iktidarı ve muhalefetiyle bir “siyaset topluluğu” yarattı.

Bu ekonomik model, bağrında sürekli bunalım besliyor. Dolarizasyonla, iki para yaratarak işliyor: Biri güçlü, hâkim, bize ait olmayan dolar; diğeri de bize ait, pasif, ekonomik etkisi giderek zayıflayan Türk Lirası.

Dolar, ekonomiye ve siyasi kanallara damgasını vuruyor.  

Sürekli çıkar dağıtmak zorunda olan siyaset oyunu da iktidarın kalıcılık arayışına göre yürütülüyor.

Erdoğan’ın “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” adlı kitabı raflarda yerini buldu...

Ekonomik kuralların tükendiği, her şeyin siyasetle açıklandığı, ancak siyasetin de entrikalardan soyutlanmadan yürütüldüğü bir noktadayız. Siyaset özünü, sağlıklı zeminini yitirmiş durumda.

İktidarın kendi kalıcılığını sürdürebilmek için başlattığı senaryonun ne olduğu bilinmiyor. O yüzden hem ekonomide hem de siyasette ağır, kalın bir belirsizlik perdesi var.

Siyaset oyunu bu biçime geldiğinden, ekonomik model de çıkmaza girdiğinden, demokrasi giderek silikleşiyor.

Demokrasi, bir kurallar rejimi. Bugün ekonomide ve siyasette kuralların varlığından söz edilemediği için toplum, karar süreçlerinden tümüyle dışlanıyor. Dolayısıyla demokrasi ortadan kalkıyor...

Bilsay Kuruç’a, işte tam bu noktada “Bu belirsizlik ortamından çıkabilmek için demokrasiyi yeniden nasıl kurgulayabiliriz” diye sorduk. Yanıtı kısa ve kesin oldu:

Siyasetin yeniden sağlıklı zemine oturabilmesinin ve yeniden demokrasiye dönüşün iki koşulu var. Bir: Cumhuriyetin ana yapısının ve kurumlarının kabulü. İki: Kapitalist toplumda sınıflar vardır. Sağlıklı siyaset, ancak sınıflar zemininde yürütülür, ancak o zaman programların bir anlamı olur. Bu ikisinin reddiyle demokrasi olmaz.” 

NEDEN VE SONUÇ

Saray’daki on parmağında on hüner ekonomistimizin, “Faiz neden, enflasyon sonuçtur” sözüne karşılık basit bir hesap yapalım:

Emekli Hüsamettin Bey’in, Merkez Bankası’nın faizi yüzde 18 olarak belirlediği 23 Eylül’deki kura göre (8.70) 100 dolar karşılığı olan 870 lirasını bankaya yatırdığını ve bankanın da bu parayı faiz verilir kabul ettiğini varsayalım.

Bu koşullarda Hüsamettin Bey’in 870 lirası (kesintiler dikkate alınmazsa) 23 Ekim’de yaklaşık 883 lira olacaktır.

Hüsamettin Bey, bu paraya dokunmazsa, banka da Merkez Bankası’nın 21 Ekim’de belirlediği yüzde 16 faizi uygularsa parası 23 Kasım’da (yine kesintiler dikkate alınmazsa) 895 liraya ulaşacaktır.

Yerli ve milli olduklarından kuşku duyulmayan faiz karşıtı altıncı ve dövizcilere gelince:

23 Eylül’deki kurdan cebinde 870 Türk Lirası karşılığı 100 doları olan hacıağa Hüsrev Efendi’nin 100 doları 23 Kasım’da 1250 lira etmiştir.

Emekli ile hacıağanın ceplerindeki fark yaklaşık 355 liradır.

Hiç tasarruf edemeyen işçi Hüseyin’in ise 25 Eylül’de 100 dolar eden 870 lirası, 23 Kasım’da dolar karşısında 380 lira değer yitirmiştir.

Yani, “Saray neden, yoksulluk sonuç” olmuştur.

TUVALET KÂĞIDI ZENGİNLİĞİ

Haftanın saptamasını, Birleşik Kamu-İş Başkanı Mehmet Balık yaptı:

Ülkede yalıda oturmak, fabrikatör olmak, şirket ve toprak sahibi olmak zenginlik göstergesiydi. Şimdilerde ekmek, un, et, makarna, yağ, bulgur, pirinç, salça almak; market poşeti, diş macunu, su şişesi, tuvalet kâğıdı sahibi olmak zenginlik göstergesinden sayılıyor.”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Var Edişin Gazetesi 7 Mayıs 2022
Emek Programı Gerek 30 Nisan 2022
İnsan Egemenliği 23 Nisan 2022