Sömürgecinin Felaketi

20 Nisan 2015 Pazartesi

Emekli Büyükelçi Pulat Tacar, 2014 sonbaharında yayımlanan “2015’te Türkiye’nin Başına ‘Ermeni Tsunamisi’ Çökecekmiş!” başlığını taşıyan makalesini, bugün başımıza gelenleri görerek yazmıştı.
Bilgi ve belgeye dayalı bu makale, ensemizde yıllardır pişirilen “soykırım” savına neden olduğu ileri sürülen “tehcir”in nasıl başladığından tutun, Pulat Tacar’ın “Ermeni militanlar” diye tanımladığı kesimin asıl istemlerine değin birçok konuya açıklık getiriyor.
Tehcirin nasıl ve neden başladığını Tacar, şöyle özetliyor:
“Türk kamuoyu, 1915’e uzanan dönemde, Osmanlı Devleti’nin dağılması sürecinde, Osmanlı coğrafyasının doğusunda ya da Çukurova bölgesinde bağımsız bir Ermenistan kurulmasını hayal eden örgütlerin, Rusya ve Batılı güçler tarafından korunduğunu ve silahlandırıldığını bilmektedir. Bu husus Ermeni yazarlar tarafından da yadsınmıyor. Ancak, ünlü tarihçi Bernard Lewis’in de işaret ettiği gibi, Grekler, Sırplar veya Bulgarlardan farklı olarak, Ermeniler, yaşadıkları kentlerde veya kırsal alanda sayıca azınlıktaydılar; o yörelerde egemen olmak için çoğunluğu sağlamaları lazımdı; bunun için Ermeni olmayan ahaliyi ya sürmeleri ya da katletmeleri icap ediyordu. Ermeniler bunu sağlamak için ayaklanmalar başlattılar ve yabancı güçlerin kendilerine yardım için müdahale etmelerini sağlamak istediler. Osmanlı Ermenilerinin büyük kayıplar vermesi ile sonuçlanan tehcir kararının alınmasını tetikleyen olayın ve bardağı taşıran son damlanın, 1915 yılı ilkbaharında Ruslarla birlikte Van’a giren ve katliam yapan Ermeni silahlı birliklerinin harekâtı olduğu hakkında görüş birliği vardır. Tek neden bu olmasa bile, tetikleyici ya da bardağı taşıran son damla bu olmuştur. Van, Doğu harekâtı sırasında Ruslar ve Ermeni birlikleri tarafından işgal edilmiş, oradaki Müslüman ahali kılıçtan geçirilmiştir. ABD’li tarihçi McCarthy bu konuda şunları yazıyor: Van’daki Ermeni isyanı sırasında Müslümanların boğazlanması, Kürtlerin Ermenilere karşılık vermesini tetikledi, bunu doğu halkının genel ve karşılıklı katliamı izledi; bu Osmanlı Devleti’nin doğusunda yaşayan halkların büyük felaketi oldu...”
Neymiş? Batı emperyalizminin kışkırtmasıyla Ruslarla birlikte Anadolu’ya giren Ermenilerin başlattığı isyan ile Türk, Kürt, Ermeni birbirini boğazlamış.
Gelin görün ki, sömürgeci tutumundan bir türlü sıyrılamayan Batı’ya, Ermeni diyasporasına ve bizim içimizdeki “yetmez ama evet”çi takıma bu gerçeği anlatmak olası değil.
Pulat Tacar makalesinde, bunun nedeninin ancak bir “ruh hali” ile anlatılabileceğini belirtiyor:
“Dogmalarının esiri durumuna düşmüş olan militan Ermenilerin ruh hali hakkında, toplum psikolojisi alanında uluslararası üne sahip Profesör Vamık Volkan, ‘Bu psişik bir gerçektir, vazgeçirmek mümkün değildir’ diyor.”
Gelelim, bu ruh halinin istemlerine. Pulat Tacar, şöyle özetliyor onları:
“1915-1923 döneminde Ermenilere soykırımı suçu işlendiğinin Türkiye ve uluslararası camia tarafından tanınması. Türkiye’nin doğusunda bulunan ve militan Ermenilerin Batı Ermenistan olarak adlandırdıkları bölgenin Ermenistan topraklarına dahil edilmesi ya da orada kukla Batı Ermenistan devleti kurulması. Ağrı Dağı’nın ya da Ermenistan’a bakan doğu yanının ve Ani harabelerinin Ermenistan’a verilmesi. Trabzon ve Çukurova’daki limanlardan yararlanma konusunda Ermenilere ayrıcalıklı statü tanınması. Türkiye’deki Ermeni kiliselerine ait ve binaların diğer taşınmaz malların Ermeni Kilisesine devri. Osmanlı Devleti’nin vârisi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin soykırımı konusundaki sorumluluğunun yargı önünde kabulü ve Ermenilere tazminat ödenmesi veya mal iade edilmesi. Ermeni soykırımı iddiasını reddedenlerin (inkârcıların) dünyanın çeşitli ülke yargı organları tarafından cezalandırılması.”
Aklı başında insanların isteyebileceği ya da kabul edebileceği, olanaklı istemler midir bunlar?
Tek dileğimiz, yüz yıl önce halkların boğazlaşmasına neden olmuş sömürgecinin, o bildik kışkırtmalarıyla yine insanlığın kardeşliğini kanatmamasıdır.

Müktesebat
Milli Eğitim Bakanlığı, şehzadenin eğitim alanında öngörülerinin yerine getirildiğini yazmaya, muhabir arkadaşımız Sinan Tartanoğlu’nun “müktesebatı”nın yetmediği kanısında.
İfşaya meraklı olanlar için açıklayalım: Sinan, 2010’da gazeteciliğe başlamış, üç yıl sonra AKP iktidarının okullarda uyguladığı sınavlarla “örümcek adama bile namaza kıldırdığı”nı içeren haberiyle Çağdaş Gazeteciler Derneği Rafet Genç Ödülü’nü alarak mesleğindeki hünerini kanıtlamıştır.
Sinan’ın gazetecilikte 5 yıllık müktesebatı, hem Nabi Avcı’nın Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki, hem de Abdülkadir Özkan’ın bakanlık Basın Müşavirliği’ndeki müktesebatından fazladır.
Atatürk’ün, Mustafa Necati’nin adını okullardan silen bakanlıktaki kafanın müktesebatına gelince: İşte o, 13. yılını dolduruyor.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Fısıltı Çalıştayı! 18 Eylül 2021
Efsuncular... 4 Eylül 2021