Sosyal Piyasa?

03 Kasım 2014 Pazartesi

CHP’nin yeni Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, sık sık “sosyal piyasa”dan söz ediyor. Kendisine vahşileşmiş bir piyasanın nasıl sosyalleştirilebileceğini, devletçiliğin unutulup unutulmadığını sorduk. İşte yanıtları: 
“Son küresel kriz kontrolsüz piyasa ekonomisinin sonunun geldiğini bize gösterdi. Ekonomi ile sosyal politikaların bir bütün olduğunu, devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün çok önemli olduğunu, piyasanın iyi işlemediği durumlarda da aktif müdahil olması gerekliliğini bir kez daha hatırlattı. Refahın sadece ekonomik büyüme, büyümenin sadece üretilen çıktının değeri üzerinden değerlendirildiği ve bu hedeflerle içselleşen bu düzenin sürdürülebilir olmadığı açık. Niteliğin nicelik kadar önemli olduğu, herkesin katılabildiği, sosyal olarak bütünleşmiş bir ekonominin, yeşil (enerji öncelikli) ve mor (kadını içerici) ile renklenmiş üretimin refahın esas tanımı olduğu prensibinden yola çıkan bir ekonomi modelinden bahsediyoruz. Bu modelde devlet, piyasa ekonomisinin vahşileşmeden işlemesini sağlayacak müdahale, düzenleme ve denetlemeyi yapmak, ortaya çıkan refahın eşit ve hakça paylaşılmasına imkân vermekle yükümlü. Bu paylaşıma dahil olma imkânı olmayan bireylere sosyal güvence sağlamak yükümlülüğü de devletin. Öncelik, muhtaçlık durumunu ortadan kaldıracak, etkin ve adil paylaşımla üretimin ortaya çıkması için doğru yönlendirmeyi yapmak ve tüm bireylerin hakça ekonomiye dahil olmasını sağlamak. Muhtaçlık durumlarında sosyal güvenceyi sağlamak ve ileriye dönük bu muhtaçlık durumunu ortadan kaldıracak imkânı yaratmak da devletin aktif görevlerinden birisi. Hiçbir birey sistemin dışında kalmayacak, bırakılmayacak. 
Uzun lafın kısası, sosyal piyasa ekonomisinden anladığımız etkin ve adil işlemesini sağlama yükümlülüğü devlette olan bir piyasa ekonomisi. Vahşetten kurtulmuş, refahın öncelikleri ile renklenmiş bir ekonomi düzeni bu prensiple mümkün.” 

Beyinden Beyine Fark 
Kimi “medya beyinleri”, Türkiye’nin bir bölgesini cezaevinden yönetmesine izin verilmiş Abdullah Bey’e, Recep Tayyip Erdoğan’a güvenmemesi çağrısında bulunuyorlar. Aynı beyinler, daha düne kadar Erdoğan’ı demokrasi uçurtması yapmış, yere göğe sığdıramıyorlardı. 
Onların göbek dansı, bize sosyalist düşünür Antonio Gramsci’nin Turi Cezaevi’nden yazdıklarını anımsattı: 
“Ben hiçbir zaman, kalemini para verenlere satan, böylelikle de ticaretin parçası olarak devamlı yalan söylemeye mecbur kalan bir gazeteci olmadım. Ben her zaman tek bir fikre sahip en özgür gazeteciydim ve hiçbir zaman bir patronu ya da zorbayı memnun etmek için derin düşüncelerimi saklamak zorunda kalmadım.” 
Gramsci’yi yargılayan Mussolini mahkemesinin faşist savcısının “Bu beynin işlemesini 20 yıl durdurmalıyız” dediği bilinir. Bu dünyada beyin vardır, durdurulmak istenir ama durdurulamaz. 
Bir başka beyin vardır ki; kuş olur, bir oraya, bir buraya konar! İşte ona da “kuş beyni” denir.

Tunus Örneği  
Tunus’ta, çağdaş uygarlık değerlerine vurgu yapan Nida Partisi’nin, Müslüman Kardeşler örgütü ile bağlantılı Ennahda Partisi’ni iktidardan alaşağı etmesi, az ya da çok aydınlanma yaşamış toplumların geriye düşmeyeceklerinin en çarpıcı örneği oldu.
Geçmişte Tunus Büyükelçiliği de yapmış olan Prof. Dr. Hüseyin Pazarcı, seçim sonuçlarının “Tunus halkının tarihinden kaynaklanan baskıya karşı direnme, mücadele ve azim gücü”nü gösterdiği kanısında.
Pazarcı’ya göre, bu seçim başarısının ardında iki neden var: Kendisine Atatürk’ü örnek alarak 1956’da sömürgeciliğe karşı çıkan Habib Burgiba’nın bağımsızlıkçı ve çağdaş tutumunun Tunus halkının hafızasındaki yeri. Tunus halkının yaşadığı çileli sürece tanıklık eden nitelikli, kişilikli aydınlar.
“Bu iki olumlu veri bir araya gelince özgürlük ve demokrasi getireceği sanılan ‘Arap Baharı’nın ilk Tunus’ta ateşlenmesi gibi, baskıya karşı mücadele deneyimini çok da eski olmayan bir tarihte yaşamış bir toplumun yeni rejimin hatalarını fark etmesi de gecikmemiştir. Bağımsızlık sonrası yaşanan süreçte Bin Ali döneminde Ennahda görüşü ve anlayışı yasaklanmıştı. Ennahda büyük bir destekle iktidara geldi. Tunus halkı tarihinin kendine sağladığı deneyimle bu anlayışın da kendi beklentilerini karşılamaktan uzak olduğunu fiilen görerek kaderini eline alma yolunu seçmiştir. Tunusluların bir baskıcı rejimden kurtulup bir başka baskıcı rejimin ülkeyi ele geçirmesine izin vermeyecek kadar tarihten ders çıkaracak bir sezgi ve bilince sahip olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.”
Gerici, baskıcı diktatörlüklerin bu dünyaya kazık çakmadıkları ortadadır. Er ya da geç Türkiye de yobazlık cenderesinden çıkacaktır. Yeter ki, Atatürk’ün partisi, Tunus’ta Türk ulusal demokratik devrimini ve aydınlanmasını örnek alanların başarısından ders çıkarabilsin. Yeter ki, başkasına öykünmesin, kendisi olabilsin.


Yazarın Son Yazıları

Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020
Kimin Cumhuriyeti? 3 Ekim 2020
İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020
Egemenlerin Yeni Kurgusu 8 Ağustos 2020
AKP Ateşle Oynuyor! 25 Temmuz 2020
Kız Adından Baraj Olmaz 11 Temmuz 2020