Tutmayın, Uçuyoruz

15 Ağustos 2020 Cumartesi

Ekonominin durumuna ilişkin o mukaddes sözler Ayasofya’dan çıkarken açıklandı:

Türkiye uçuyor, biliyorsunuz...

Buzdolabı kapış kapış gidiyor... Hakeza çamaşır makinesi öyle... Bulaşık makinesi yok satıyor.

Millet, ekmek yerine fırın, peynir yerine ütü alıyor.

Ülkenin bağımsızlığı için canla başla çalışan damat, refahı dörde katladı. Alım gücü aldı başını gidiyor. İşsizlik, kalmadı. Hamdolsun, işyerleri dışarıdan işçi ithal eder durumda.

Faiz daha da düşecek, inşallah. Döviz rezervlerini koyacak kasa bulamıyoruz, maşallah.

Yelkenlerin fora edildiği piyasaya gelince...

Ayasofya’nın ibadete açıldığı günlerde CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık, kendi memleketinden örnek vermişti:

Kayseri Kocasinan Belediyesi 5 cami sattı, karşılığında baraj manzaralı 100 bin metrekarelik 4 villa arsası aldı.”

Alışverişin bereketi var yani...

Delerler, Çünkü!

Galata Kulesi’nin dibini delmişler.

Zaten delmedik, yıkmadık, kırmadık yer, kurum bırakmadılar.

Emine Erdoğan, bir Ensar Vakfı toplantısında ne demişti?

90 yıllık enkazı kaldırıyoruz.

Enkaz dedikleri; deldikleri, kazdıkları ve yıktıklarından geride kalanlardı:

Cemaatçiliğe, tarikatçılığa, yobazlığa bulandırılmış laiklik tozu. Elenmiş Cumhuriyet kırıntısı. Parçalanmış ulus mıcırı.

Ve en önemlisi:

Kutsanmış bedende betonlaşmış egemenlik.

Kullanılan araçlar:

Hukuksuzluk delgisi, polis devleti kazması, baskı balyozu!

Galata Kulesi, uzun süre yangın kulesi olarak kullanılmıştı geçmişte. İşte o kulenin dibini delmişler.

Delerler. Çünkü:

Yangın vaaaar!

İçi Boşaltılmış Düzen

Emeğin, sosyal hakların, hiç kuşkusuz Cumhuriyetçiliğin de öğretmeni ve savunucusu Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu için dostları ve öğrencileri bir armağan kitap çıkardı.

Günümüz ortamına ilişkin çok değerli yazılar var kitapta.

Örneğin, Prof. Dr. Oğuz Oyan, yazısında “Hâlâ bir siyasal sistem içinde miyiz” sorusunun yanıtını arıyor.

Oyan’a göre, Cumhuriyet ilkelerinin içinin tümüyle boşaltılması, güçler ayrılığı değil, birliğine gidilmesi; otokratik dinci bir rejime yönelimleri açısından “İkinci Cumhuriyet”i yaşıyoruz.

Yani, numaracıların istediği gerçekleşti. Rahatlamış olmaları gerekir ama onlar her nedense “Aldandık, kandırıldık” diye sızlanıyorlar.

Oğuz Oyan’ın yazısına geri dönersek:

Artık anayasal bir üst hukuk normu gereksinimi kalmamıştır. İktidar kendisini var olan anayasa hükümleriyle bağlı hissetmemektedir. Siyasi oyun alanını, anayasaya göre değil, kendi gereksinmelerine göre belirlemektedir.

Daha da önemlisi:

Varlığını korurmuş gibi gözüken anayasanın “değiştirilemez” olan maddelerinin içi boşaltılmıştır.

Örneğin, “Cumhuriyetin nitelikleri” maddesi boşluktadır.

Artık Türkiye Cumhuriyeti, ne “başlangıçta belirtilen temel ilkelere” dayanmaktadır ne laiktir ne sosyaldir ne de demokratik bir hukuk devletidir.

Öyleyse...

Son dönemde sıkça duyduğumuz “güçlendirilmiş parlamenter demokrasi” istemi ya da özlemi yeterli değildir.

Türkiye’de bir anayasal bunalım vardır. Daha doğrusu anayasal demokratik düzen ortadan kaldırılmıştır.

Demokratik mücadelenin hedefi bellidir ama bu hedefin yeterince ayrımına varan siyasi bir hareket yoktur ortalıkta.


Yazarın Son Yazıları

İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020
Egemenlerin Yeni Kurgusu 8 Ağustos 2020
AKP Ateşle Oynuyor! 25 Temmuz 2020
Kız Adından Baraj Olmaz 11 Temmuz 2020
Bakın Şu Konuşana... 27 Haziran 2020