Aşkla Yapılan Bir Festival: 12. Alanya Belgesel Film Festivali

12 Mayıs 2013 Pazar

Dostlarıma Alanya’ya gidiyorum dediğimde, “Hadi hayırlısı, bu yıl deniz mevsimini erken açtın” dediler, hafif kıskanarak. İçimden güldüm: “Öyle sanın, ben bu yıl 12.’si yapılan Alanya Belgesel Film Festivali’ne gidiyorum.” Heyecanım uçakta başladı, çünkü özellikle toplumsal belleği oldukça zayıf olan bu güzelim ülkede, inatla sadece belgesellerin gösterildiği bir festival yapmak, üstelik bunu 12 yıldır sürdürmek gerçek bir inat ve tutku ister.
Telefonlarda sesindeki tutku tınısına vurulduğum festival komitesinden
Zeynep Banu Özbek’i ve yıllardır festivali bir çocuk gibi büyüten Emine Kangotan, Cem Kangotan, Fatma Köseoğlu ve Sema Alevcan’ı görmek için sabırsızlandığımı söylemeliyim. Denizi, kumu, hadi bir parça da kalesi bilinen bir kıyı tatil ilçesinde, “Bu kent sadece bunlar değil demek” yürek ister!
Ama onlar çok yürekli. Alanya’ya iner inmez, acı tatlı sürprizler başladı. Festival komitesi, LokantaSu’da uçaktan yeni gelenleri bekliyor. O gün
Soner Yalçın’ın “Menekşe’den Öte” adlı Madımak olaylarını anlatan belgeseli gösterilmiş. Masa dolu, Soner Yalçın yorgun ama mutlu gözüküyor, festival sorumluları da, çünkü salon tıklım tıklım doluymuş ve “Biz bunları nasıl unuttuk?” diyenler çoğunluktaymış.
LokantaSu’nun bahçesi çok eski bir konağa sırtını vermiş. Palmiye ağaçları arasında güzel mi güzel bir bahçe, yemekleri ise inanılmaz. Özellikle deniz börülceli enginar. Bir ara lokantanın sahibi
Mehmet Bey, masaya geliyor ve kulağıma eğilip, “Bu lokantanın adını kim verdi biliyor musunuz?” diyor. “Hayır bilmiyorum”, “Çok sevdiğiniz biri, Deniz Som”. Ve Mehmet Bey, lokantanın şık menü kitapçığını bana uzatıyor: “Bu satırları da Deniz yazdı.”
Ilık gecede tuhaf bir ürperti sırtımı okşuyor ve Deniz’in yazdığı satırları okuyorum:
“Üç eski kıta: Asya, Avrupa ve Afrika’yı birleştiren Akdeniz Havzası, dünyanın kurulduğu yerdir. Uygarlığın temeli burada atılmıştır. Kıyıya vuran dalgalar gibi bu suyun kıyısındaki topraklardan yayılmıştır yaşama dair güzellikler. Akdenizli olmak bir başka güzelliktir. Akdeniz’in güzelliği ise farklı bir tattır; LokantaSu Akdeniz’in kıyısında, binlerce yıldır süzülüp gelen Akdenizli tadını sunuyor size. Tatlar damağınızda kalsın. Afiyet olsun.” Sağ ol Denizciğim, mekânın aşk olsun.
Akdeniz yemekleri tadı damağımda, festival programına bakıyorum. Dünyanın her yerinden gelmiş belgeseller Anadolu topraklarında yapılmış belgesellerle harmanlanmış. Yaklaşık otuz film. Tam bir cennet! Bazılarını gördüm, örneğin
Canan Altınbulak’ın “Bir Avlu Bir Kent” filmi. Bol ödüllü bu film İzmir’in Basmane semtinde tarihi bir yapı olan Akhisar Oteli’nin sakinlerini anlatır. Onların hayatlarının geçtiği otel avlusunda insana dair öyle çok şey olur ki, o küçük avlu ansızın kocaman bir dünya oluverir. Ve siz kendinizi o avluda bulursunuz.
Vay canına,
“Bosset’in İzinde Karatepe!” de burada. Bir gün birileri bitpazarına düşmüş albümlerde ünlü arkeolog Hermunt Bosset’in, M.Ö. 8 ve 7. yüzyıllarda Karatepe-Aslantaş bölgesine kurulmuş bir geç Hitit kalesine yolculuğunu anlatan albümlere rastlar ve bir film ekibi, Bosset’in yolundan giderek Karatepe-Aslantaş’ın sihirli dünyasına ulaşır. Senaryosunu Burçak Evren’in yazdığı ve Müjgan Taner’in yönetmenliğini yaptığı bu belgesel, arkeoloji tarihine bir yıldız gibi düşer.
Ve
“Duma Duma”. Çocuklara yönelik cinsel istismarla ilgilenen “Duma” (Arapçada Oyuncak Bebek) adlı kukla gösterisinin yaratıcısı, aile ve arkadaş çevresinde maruz kaldıkları cinsel istismarı ortaya çıkarmayı göze alan Arap kadınlarının belgeselini yapmaya karar verir. Bu aileler toplum tarafından dayatılan bir sessizliği yıkma çabasıdır. Ve adım adım ilerlerler.
Yönetmen
Abeer Zeibak Haddad’ın yaptığı bu film, cinsel istismarın yeryüzünün tüm coğrafyalarında söz konusu olduğunu bir tokat gibi yüzümüze vurur.
Eyvah yerim bitiyor, peki bu festivalde ben ne yaptım, 2010 Kültür Kenti İstanbul projemizin
“Dürbünümde 1001 İstanbul” ve kadına yönelik şiddeti anlatan “Rüzgâra Söylenmiştir” filmlerini gösterdim, bir de konuşma yaptım. Ve salondaki umutla parıldayan yüzlerin enerjisi beni alıp götürdü. Yeni hikâyelere, yeni tanıklıklara…

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Kıyamet neden kopmuyor? 29 Ağustos 2021