Ebabillere kıymayın efendiler!

06 Temmuz 2020 Pazartesi

Pazar günü Galata’da yaşayan dostlarımdan bir telefon aldım. Ağlayarak anlatıyordu: “Işıl, yıllar önce bir kısmını kurtardığımız, Galata Kulesi’ni yuva bellemiş ebabiller yeniden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Gene çelik direkler kuruldu, yakında tel de gerilecek ve yuvalarda bekleyen yumurtalar kırılıp yavrular çıktığında ne yazık ki

uçamayıp, beslenemeyip ölecekler. Dediler ki ‘Restorasyon yapıyoruz. delikleri kapatacağız’. O delikler kuş yuvaları. Ekim ayına kadar bekleyemezler mi? Bu kutsal kuşlar illa ki ölmeli mi?” Bunları duyunca donup kaldım ve yıllar önce yazdığım bir yazımı anımsadım. “Ebabiller ölürken” ve yeniden herkese seslenmek istedim. Ebabillere kıymayın

Efendiler! Ve lütfen yazımı okuyun:

Bu hep böyleydi. Yüzyıllardır her ilkbahar ebabil kuşları (dağ kırlangıçları) uzun bir yol gelip, İstanbul kentinin ufuklarında sevinç çığlıkları atar, sonra hep birlikte daimi mekânları Galata Kulesi’ne konarlardı. Galata Kulesi yüzyıllardır taşları arasında yuva yapan, yavru besleyen ve her ekim ayında artık büyümüş yavrularıyla birlikte uzak diyarlara göç eden ebabillerin küçük çığlıklarını duyduğunda, çokz sevdiği dostlarına kavuşmanın hazzıyla bir kez daha mavi İstanbul’a

gülümserdi. Bu hep böyleydi. Galata Kulesi’nin çevresinde oturanlar, ebabil kuşlarının küçük çığlıklarını duyuncaya dek baharın geldiğine inanmazlardı. Ne zaman ki ebabiller kulenin taşları arasındaki yuvalarına yerleşir, yumurtlar ve yumurtadan çıkan yavrularını beslemeye başlarlar, o zaman Kuledibi halkı derin bir soluk alırdı. İşte gene

bahar gelmiş, Kulenin çevresi en güzel seslerine yeniden kavuşmuştu.

Bu hep böyleydi. Kuledibi’nde oturanlar, uzaktan yakından kuleyi sevenler her gün ebabil kuşlarını gözetler, onlara ait hikâyeleri birbirlerine anlatmaktan büyük keyif alırlardı. Herkes ebabil kuşlarının kutsal olduğuna inanırdı. Kuledibi’nin her dinden ve inanıştan oluşan kalabalığı, Kuranıkerim’in Fil suresinde anlatılan ebabil kuşlarına ait hikâyeyi ezbere bilirdi.

Ebabiller Kuranıkerim’de şöyle anlatılır: 

“Yemen Valisi Ebrehe, Sana kentinde yaptırdığı kiliseye, Kinane kabilesinden bir Arap’ın yaptığı hakaretin öcünü almak ve Arapları Hıristiyanlaştırmak için peygamberin doğum yılı 570’te Mekke’ye bir sefer düzenledi. Ordusunda yüzlerce fil vardı ve görünüşleri çok görkemliydi. Ancak bu ordu büyük bir bozguna uğradı. Çünkü gökten birdenbire taş yağmaya başladı. Bunun üzerine başlarını kaldırıp gökyüzüne bakanlar görürler ki binlerce kuş gökyüzünde daireler çizerek ağızlarındaki taşları bu görkemli ordunun üstüne atmaktadır. Bu kuşlar ebabil kuşlarıdır. Kara ve ince gövdeleriyle bir ok gibi gökte kavis çizen onlardır.”

Bu hep böyleydi. Kuledibi ebabil kuşlarına, ebabil kuşları Kuledibi’ne vurgundu. Bu aşk hep böyle süreceğe benzerdi. Ama bu yüzlerce yıllık sevda, bir gün ansızın en hoyrat biçimde sona erdirildi. Kulede restorasyon çalışmaları başlatıldı. Önce demir bir iskele kuleyi çepeçevre sardı. Ardından bu demir iskeleye kalın bir tül gerildi. Ve hızla yuvalarındaki yavrularına börtü böcek taşıyan ebabil kuşları bu tüle takılıp kaldılar. Birkaçı geçmeyi başarıp yavrularını besledilerse de keskin pikelerle bir ok gibi yuvalarına girmeyi bellemiş büyük çoğunluk, iki gün çığlıklar atarak perdenin çevresinde dolandı. O günlerde Galata Kulesi’nin çevresinde sadece çığlıklar duyuldu. Perdeye çarpan anaların ve taş oyuklarında yem bekleyen yavruların çığlıklarıydı bunlar. Sonra yavruların büyük kısmı öldü. Ve ebabil kuşlarının sayısında büyük bir azalma oldu. Derler ki ebabiller küstü ve kuleyi terk ettiler. Sonra güzel haberler gelmeye başladı, ebabiller yeniden Galata Kulesi’ne dönmüşlerdi. Yeniden sesleri duyuldu ,yeniden restorasyon nedeniyle çimentoyla kaplanmış yuvaları tırnaklarıyla kazarak, yumurtaları bırakmaya başladılar. Şenlik başlamıştı ama bugünlerde gene bir ölüm haberi geldi. Gene restorasyon yapılacak ve gene yüzlerce ebabil kuşu ve yavruları ölecek! Ey restorasyon yapanlar, bunu durdurun! Peygamberi koruyan kutsal ebabil kuşlarını öldürmeyin, onların sayıları çok azaldı, bırakın yaşasınlar!



Yazarın Son Yazıları

İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020
İmdat, Z kuşağı! 5 Temmuz 2020
İhtiyarlara yer yok! 28 Haziran 2020