Faşizm ve korona el ele (Karantina günlüğü - 4 )

12 Nisan 2020 Pazar

Korona salgınının ilk günlerinde tanıdığım hemen herkeste müthiş bir iyimserlik vardı. Bende de. Hep çoğumuz zengin, fakir, itibarlı, itibarsız herkesi tehdit eden bu salgından ders çıkaracağımızı, hayatımızın olumlu yönde değişeceğini, dünyanın daha yaşanabilen, adil bir yer olacağını, hep birlikte bir gökkuşağının altından geçip neşenin ve aşkın bizi bulacağını düşünüyorduk. Bu düş güzeldi ama bir süre sonra gördük ki korona salgını ve sonrası dünya hiç de bizim düşündüğümüz gibi olmayacaktı. Çünkü salgınlar insanları korkutur, toplumsal yapıyı ve örgütlenmeyi parçalar, insanı umutsuzluğa sürükler. Ölüm korkusu tüm duyguların, düşüncelerin önüne geçer. Aklı siler, en ilkel davranışları ortaya çıkarır. Faşizm de öyledir, o da ölümcül bir hastalık gibidir, toplumsal ve zihinsel bir hastalıktır. Korkunun ve çaresizliğin rejimidir. Ve işte yepyeni bir faşizm usul usul dünyayı ele geçirmekte.

Şimdi bu kadar ahkâm kestikten sonra gelelim, yeni faşizmin nasıl yol alacağına. Yeni faşizm tam bir teknoloji imparatorluğu olacak! Gücü elinde tutan, caddelere konan yüz tarayıcısıyla tüm insanları gözetleyebilecek. Biz hiç farkında olmadan, Çin’de bu başladı bile. Ayrıca telefonlarımıza gönderilen sinyallerle nerede ne yaptığımızın, kiminle konuştuğumuzun bilinmesi çocuk oyuncağı. Güç rejimine karşı olanlar, anında bilgisayarın ekranında görüntülenecek, biraz daha ileri gidelim, bu kişiler insansız hava araçlarıyla anında yok edilecek. Şimdi siz “Yapma Işıl, olmaz öyle şey” diyebilirsiniz. Çok basit bir şey söyleyeceğim, bazılarınızın telefonuna bir mesaj geliyor, “Güvenli bölgenizden çıktınız. Lütfen güvenli bölgeye geri dönün.” Aman Allahım, bu kim, benim bahçeye çıktığımı nasıl gördü? Korkutucu değil mi? İleride bu mesajlar çoğalacak. Gücü elinde tutan bir anda milyonlarca muhalifin neler düşünüp neler planladığını anında öğrenecek, bir yasa geliyor, bütün dünyada WhatsApp, Twitter denetime alındı. En mahrem yazışmalarınız anında gücün bilgisayarlarında. Nasıl ama korkunuz mu, George Orwell’in 1984 adlı kitabında anlattığı korkutucu dünya teknolojik faşizmin yanında çocuk oyunu gibi.

Ve ölüm kutsanacak. Bu konuda başı bizim ülke çekiyor. Depremde ölenler şehit, selden ölenler şehit, patlayan silah depolarında ölen askerler şehit ve en son koronadan ölenler hükmen şehit. Bu “hükmen” lafına da gıcık oldum. Öte yandan gücü elinde tutanlar, kendi ideolojilerine uygun davranan, destekleyen din adamlarının toplum içinde yayılmaları ve etkili olmaları için özellikle çalışacaktır. Hemen bir örnek İkinci Dünya Savaşı sırasında Hıristiyanların kutsalı Papa ve dünyanın en zengin devleti Vatikan’ın Nazilerle işbirliği yaptığı artık tüm kanıtlarıyla ispatlanmış durumda. Pek çok belgeseli ve filmi var. Günümüze gelelim, bakın her gece camilerden sela okunup canhıraş dualar ediliyor, koronaya karşı pek çok belediye de kurban kesiyor, 200 liraya korona karşıtı dualar internetten satılıyor, ilçeler tütsüleniyor, din psikolojisi yeni bir bilim dalı olarak ortaya atılıyor.

Kısaca bilimkurgu filmlerinde, romanlarında anlatılan her türlü felaket koronadan sonra bizi bekliyor. Evet, hâlâ dünyaya bir meteor çarpmadı ve ölüler mezarlarından kalkıp kötülük yaymaya başlamadılar. Ama zombilerin yerine aday olan pek çok kişi var, “Açım, çocuklarım yemek yesin diye dileniyorum” diyen Roman kadına “Geber” diyen devlet adamı, virüs taşıyor diye doktor kiracısına “Evimi boşalt!” diye emreden ev sahibi, internetten gelen dikiş makinesinin rengini beğenmeyip anında kargo şirketini basan çalışanlara “Hepiniz virüslüsünüz, benden uzak durun!” diye haykıran saçlarının boyası çıkmış ev kadını, kocaman arabasını zor sürükleyip çöp toplayan küçücük bir çocuğu acımasızca döver polis, bana bir şey olmaz havalarında yaka bağır açık, “Maske de neymiş” diyen, insanların yüzüne sigara dumanı üfleyen genç adam, yirmi odalı evinde oturup elinde kitap “Evde Kal” çağrısı yapan dizi oyuncuları, evine kebapçı getirip kebap partisi yapan ve bunu insanların “Yarın ne yiyeceğiz” diye düşündüğü bir ülkede Instagram’da paylaşan yeni zaman zenginleri, infaz yasasıyla cümle tecavüzcüleri, medya baronları dışarı salıp binlerce muhalif insanı hapislerde tutan ve “Bak başkaldırmayın, koğuşunuza koronalı birini salarım!” diyen hapishane müdürleri daha neler neler, bunların zombilerden ne farkı var?

Not: Yazımı sokağa çıkma yasağından önce yazmıştım. Gece yarısına iki saat kala yapılan çağrıdan sonra hepimiz market önünde birikenleri, kavga edenleri gördük. Sadece şunu ilave yapmak istiyorum: BU DAHA BAŞLANGIÇ!


Yazarın Son Yazıları

İmdat, Z kuşağı! 5 Temmuz 2020
İhtiyarlara yer yok! 28 Haziran 2020