‘İlle dostun tek bir gülü yaralar beni...’

06 Eylül 2020 Pazar

Sevgili okurlarım bugün yazıma özürle başlıyorum. Özür dilerim kırk yıllık dostum şair Ataol Behramoğlu. Ataol, 30 Eylül 2017 tarihinde gazetemizde “Meral Akşener gerçeği” başlıklı bir yazı yazmış, bu yazıyı pek çok kişi gibi ben de yadırgamıştım ve oldukça densiz bir biçimde Ataol’a saldırmıştım, o ise bana Pir Sultan Abdal’ın bir deyişiyle seslenmişti: “İlle dostun bir tek gülü yaralar beni...

Kişisel özürlerimin dışında herkese duyurduğum bu ikinci özür daha var, yıllar önce “her ülke için farklı bir sosyalizm”, “güler yüzlü sosyalizm” kavramlarını hayata geçirmeye çalışan efsane TİP Başkanı Mehmet Ali Aybar’dan şu satırlarla özür dilemiştim: “Kıskançlıkla bağımsız Aybar’dan özür diliyorum.” (Cumhuriyet gazetesi Al Gözüm Seyreyle 11 Ekim 1988) Ne olmuştu? 1968 yılları. Yani Türkiye İşçi Partisi yılları, partinin Ankara’da yapılacak olan parti kongresi öncesi parti içinde iki farklı görüşü savunanlar var.

2017 yılı. Nusaybin’de Barış Anneleri’yle barış için halay çekiyoruz.

Bir grup, içlerinde Behice Boran, Sadun Aren gibi hayatımızı aydınlatan aydınlar var. Bu grup Sovyetler Birliği ve özellikle Orta Avrupa’da uygulanan politikalar hakkında hiçbir eleştiri yapılmamasını savunuyor, Mehmet Ali Aybar ise her ülke için farklı bir yol çizilmesini öneriyordu. Epey tıfıldık, ben ve pek çok arkadaşım kongrede konuşan Mehmet Ali Aybar’ı yuhalamıstık. Sonra üniversiteyi işgal ettik, ardından ben on kişiyle birlikte münibüsle uzun bir Avrupa yolculuğuna çıktım. Param o kadar azdı ki bu seyahatten muz ve çikolata yemekten tam beş kilo alarak geri döndüm. Her şey güzeldi ama Prag’a gelince işler değişti. Prag’da Alexander Dubçek’in başlattığı “Prag baharı” Sovyetler Birliği tarafından işgalle sona erdirilmişti. Sokaklarda hâlâ barut kokusu vardı, kaldırım taşları yol kenarlarında yığınlar halinde duruyordu. Prag’ın altın sarısı rengi solmuştu. Tuhaf, hüzünlü bir zamandı. Neyse üç gün dolaştıktan sonra ülkemize dönmek için yola koyulduk. Yolda sabaha karşı tank sesleriyle uyandım, perdeyi hafif aralayıp baktığımda karşı yönde Prag’a doğru ilerleyen kızıl yıldızlı Sovyet tanklarını gördüm ve birden ağlamaya başladım. Ve yıllar sonra dünyada öyle gelişmeler olmuştu ki ben de internette kolayca bulacağınız özür yazısı yazdım. Ne yazık ki Mehmet Ali Aybar yazdığım satırları göremedi.

Şimdi bunları neden yazdığımı merak ediyorsunuz. Herhalde biliyorsunuz bir haftadır ağır bir sosyal medya linci yaşıyorum, böylesi pek görülmedi. 30 Ağustos’ta Al Gözüm Seyreyle başlıklı köşemde “Porno bataklığında debeleniyoruz!” diye yazmıştım. Porno kötü bir durumun en dip noktası demek. Ben de bir uzman çavuş tarafından bir eve kapatılan ve tecavüz edilen, bu duruma dayanamayıp intihar eden gencecik bir kızın ölümünden yola çıkmış, Türkiye’nin her yerinde erkek egemen kültürün çocuklarımız ve kadınlarımızı nasıl bir çaresizliğe sürüklediğini sözlerine çok güvendiğim bir dost öğretmenin tanıklığına dayanarak yazmıştım. Hatam kendi tanıklıklarımı yazmamam oldu. 2002 yılında Mardin’de N.C. olayı olarak bilinen kent yüksek bürokratlarının, esnafın sürekli tecavüzüne uğrayan 13 yaşında küçük bir kızın başından geçenleri çok acılı bir dille anlatmış, tecavüzcülerin tek tek adını vermiş ve hâkimlere şu meret indirim haklarını kullanmamaları için çağrı yapmıştım. Yazım hâlâ internette dolaşıyor, rastlamış olabilirsiniz. İlk kez böyle bir linç cephesiyle karşılaştım, şaşırdım. 2020 yılında bu lince dahil olmayan yok. HDP (Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran aracılığıyla), Batman İnsan Hakları Derneği avukatları, Batman Barosu, Batman Basın Konseyi, AKP (Batman Milletvekili Ziver Özdemir aracılığıyla), ak-kara troller ve devlet adına Batman Valisi. Ak ve kara trollerin küfürlerini gerçekten burada yazamam ama şimdi “ille dostun tek bir gülü yaralar beni” demenin sırası kulakların çınlasın Ataol, beni de en çok HDP’nin kadın milletvekili ve Batmanlı kadınların saldırıları yaraladı. HDP milletvekili beni oryantalist çukurunda debelenmekle suçladı, kadınlar bana ırkçı ve faşist dediler. En çok şaşırdığım bir paylaşımı izninizle buraya almak istiyorum: “Benim bir arkadaşım telefon etti, senle aynı zamanda iktisatta okumuş. Sen o zamanlar (benim ilavem yıl 1968) kerhanede fahişe olarak çalışıyormuşsun.” Nerede kalmıştım, evet beni en çok HDP kadın milletvekilinin tavrı ve bölgenin kadınları yaraladı, çünkü HDP’nin şu anda içerde olan iki yiğit kadını Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel ve başlarında beyaz örtüleriyle alanları dolduran Barış Anneleri’yle oldukça çok protesto eyleminde omuzdaşlığımız vardır. Öte yandan ben öylesine linç edilirken ne TYS ne PEN ne TGS ne Basın Konseyi ne CHP kadın kolları ne sinema ve senaryo dernekleri ne de sayılarının epey çok olduğunu bildiğim kadın örgütleri tek bir geçmiş olsun telefonu etti. Böyle bir yalnızlık yaşamamıştım. Ama benim pek çok dostum ve siz okurlarımdan pek çok yürekli kişi bu linci kınadı. Kendimi çok yalnız hissettiğim bu zamanda sevginiz ve güvenimiz beni ayakta tuttu. Hepinize sonsuz teşekkürler. Yıllarca evlerinde beni konuk eden, hikâyelerini anlatan, bunları gazetem Cumhuriyet’te yayımlamama izin veren Kürt kadınlarına da teşekkür ederim.


Yazarın Son Yazıları

Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020
İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020
İmdat, Z kuşağı! 5 Temmuz 2020
İhtiyarlara yer yok! 28 Haziran 2020